ac milan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ac milan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Penaltı Totemi

1 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız


Robinho futbol oynuyormuş. Üstelik hala Milan'da...

Bu sene ilk golünü attı dün gece. Lider Juventus'u onun golüyle yendiler. Juventus 25 maç sonra deplasmanda yenildi. Milan da "şampiyonluk yarışına girdi" diyemesek de bir an olsun heyecanlandı. Galibiyetin mimarı penaltı golü ile skoru belirleyen Robinho.

Brezilyalı'nın ilginç özelliği, gol attığı maçlarda Milan'ın yenilmemiş olması. Tam bir Hakan Şükür istatistiği. Geçen sene 9 resmi maçta 10 gol, bir önceki sezon 13 resmi maçta 15 gol attı. Dünkü Juventus ile beraber, 23 maç 26 gol. Bu 23 maçta da yenilgi yok. 

Ben olsam bundan sonra her penaltıyı ona attırırım. Totemdir. Adam atsın, kafa rahat olsun.

Inter - Milan Geçiş Hattı

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
Sampdoria'da birlikte oynayan Pazzini ile Cassano şimdi birbiri için yem oldu ve takasta kullanıldılar. İlk bakışta karlı olan taraf Inter olarak görünüyor ama futbol işte çok belli olmadığı için seviyoruz zaten. Transferin üstünden biraz zaman geçmiş olsa da Inter - Milan hattında gel gitler yaşayan efsaneleri unutmak olmazdı.

1975 : Nevio Scala

1978 - 1991 : Aldo Serena, Giancarlo Pasinato

2000 : Taribo West

2001 : Christian Brochhi, Cyril Domoraud, Maurizio Ganz,
Andres Guglielminpietro, Andrea Pirlo

2002 : Dario Simic, Clarence Seedorf

2003 : Thomas Helveg

2004 : Hernan Jorge Crespo

2005 : Christian Vieri

2007 : Ronaldo

2011 : Zlatan Ibrahimovic

Öncelikle belirtmek gerekir ki aralarında direkt geçiş yapmayan iki isim var : Ronaldo ve Ibra.

Apayrı parantez açılması gereken isimler ise Aldo Serena ve Giancarlo Pasinato. Aldo Serena herhalde dünyanın kafası en karışık futbolcusuydu. 1978-1979 sezonunda Inter forması giyen ama tutunamayan Serena, 19818-1982 sezonunda Inter'e geri döndükten sonra 1982-1983 sezonunda ise Milan'a geçiş yapıyor ama içi yine rahat etmemiş olacak ki 1983-1984 sezonunda Inter'e 3. kez geliyor. Belki uslanmıştır diye düşünüyorsunuz şu an ama ertesi sezonu Torino'da geçiren İtalyan oyuncu bu sefer de o şehri karıştırıp bir sonraki sezon Juventus forması giyiyor. Malesef iş bununla da bitmiyor ... 1987 - 1991 yılları arasında 4 sezon boyunca 4. kez geldiği Inter'de kalan Aldo Serena futbolu Milan forması altında bırakıyor :)

Giancarlo Pasinato ise Aldo Serena'nın yanında adeta bir melek. 1978 - 1982 yılları arasında Inter forması giyen İtalyan oyuncunun aklına şeytan giriyor ve sadece 1 sene Milan forması giyip Inter'e geri dönüyor.

Hernan Jorge Crespo ise Inter'den sonra 5 sene formasını giydiği Chelsea'den İtalya'ya kiralık olarak döndüğü ilk sene Milan, ertesi sezon Inter forması giyen isimlerden.

Hiç şüphesiz Inter cephesinde en çok yara bırakan geçişler, 2001 yılında Andrea Pirlo ve 2002 yılında Clarence Seedorf ile yaşanmıştır.

(Unuttuklarımız olduysa şimdiden affola.)

Takas

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız


Komik değil mi? 2010-2011 sezonunun başında fırtına gibi esen Sampdoria (tamam fırtına iddialı oldu ama fena değildi) devre arasında iki oyuncusunu da Milano'ya yolladı. Cassano, Milan'a, Pazzini Inter'e gitti. 

İkisi de iyi başladı. Özellikle Pazzini'nin ilk maçları çok iyidi ama sezon sonu gülen Cassano oldu. Şampiyonluk ona geldi. Belki Pazzini de gülmüştür ama ağlayan birileri varsa onlar kesinlikle Sampdoria taraftarlarıydı. İyi başlayan sezon, iki yıldızın kaybından sonra kabusa dönüştü. 18.sıraya gerilemenin sonu, küme düşme demekti.

Araan bir sene geçti. Cassano hastalandı, neredeyse ölümlerden döndü ama sonunda Avrupa Şampiyonası finalinde oynadı. Benim çok beğendiğim Pazzini ise kadroya alınmadı. Inter'de kötü bir sezon geçirmişti. Ve tam o sırada küme düşen Sampdoria, iki maç sonunda Varese'yi geçerek ait olduğu yere geri döndü.

İş bununla da bitmedi ve takas gerçekleşti. Artık Cassano Inter'de, Pazzini Milan'da oynayacak. Zlatan, Thiago, yaşlanıp gidenlerden Nesta, Inzaghi, Seedorf.... Milan'da kim kaldı? İtalya'nın "feda" diyeni Milan, Pazzini sayesinde zirveye oynar mı? Pazzini'yi çok beğeniyorum ve başarılı olacağını düşünüyorum. Cassano'nun ise beklenenin altında kalacağına inanıyorum. Milan'da olsaydı daha iyidi sanki. Yani takasta karlı gözüken pek yok gibi. 

Sampdoria'nın ilk maçı ise Milan'a karşı, San Siro'da oynayacak. Bir zamanlar Cassano ile Pazzini'yi feda eden ile bu yaz takımın yıldızlarını göndermek zorunda kalan arasında... 1.5 senede ne kadar çok şey değişti.

Kupa Canavarı : Clarance SEEDORF

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
Ajax'ın dillere destan altyapısından çıkan efsane orta saha oyuncusu Clarence Seedorf da Milan'a veda edenlerden oldu. 3 yıllık Hollanda macerasının ardından soluğu Sampdoria'da alan ve burada bir sezon oynadıktan sonra dünya devi Real Madrid'e transfer olan Surinam asıllı Hollandalı oyuncu, Ajax'ın ardından Real Madrid ile de Şampiyonlar Ligi şampiyonu oldu. Seedorf, 1998-1999 sezonunun sonunda Zinedine Zidane transferi için Juventus'a gönderilmek istenmiş ancak o, Torino'ya gitmeyi reddederek Fransız oyuncunun Madrid seferini ertelemesine neden olmuştur.

Los Galacticos serüveninden sonra ünlü oyuncunun ikinci İtalya seferine başlamasını sağlayan takım Inter oldu. Mavi siyahlıların değirmen gibi oyuncu öğüttü yıllara denk gelen Seedorf'un en çok akıllarda kalan sezonu 5 Şampiyonlar Ligi maçında 3 gol attığı 2000-2001 sezonudur. Inter'de kıymeti bilinmeyen Hollandalı oyuncu 2002 yılında Milano şehrinin diğer takımı olan Milan'a transfer oldu ve hafızalardan asla silinmeyecek algısını da oluşturmaya başladı.

2003 yılı Seedorf ve Milan için oldukça verimli geçti. 26 senedir kazanılamayan İtalya Kupası ve buna ek olarak kazanılan Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu Surinam asıllı oyuncunun dünya futbol tarihine geçmesini sağladı çünkü üç farklı takımla üç defa Şampiyonlar Ligi şampiyonu olan başka bir oyuncu yoktu. Hollanda ve İspanya'da lig şampiyonlukları kazanan Seedorf, ertesi sezon da İtalya'da şampiyonluk ünvanı kazanarak bu eksiğini de kapatmayı başardı. 2002 - 2003 sezonunda Gattuso ve Pirlo ile birlikte bermuda şeytan üçgenini kuran Seedorf, Milan'ı bileği bükülmesi güç bir takım haline getirdi ve Kaka, Ronaldinho, Rui Costa gibi önemli oyuncuların transfer edilmesine rağmen onun tarzı çok başkaydı. Hani iğne deliğinden geçirme lafı var ya işte Seedorf'un neredeyse attığı her pas için bu tabiri kullanmak mümkün.

Seedorf'un elde ettiği başarıları görünce karşısında önünüzü iliklemeniz gerçekten şart. Özellikle Milan'da geçirdiği 10 sezonda UEFA Kupası hariç bütün kupaları kazanan 36 yaşındaki oyuncu futbol yaşantısına büyük bir aksilik olmazsa eşi Luviana'nın memleketi olan Brezilya'da Botafogo forması ile devam edecek.

Milan'ın Duvarına Bir Çizik Daha : Alessandro NESTA

3 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
İtalya'nın başkentinde dünyaya geldiyseniz ve mucizelere inanmıyorsanız önünüzde sadece iki seçenek vardır : ya Lazio'ya gönül vereceksiniz ya da Roma'ya ... Aileden gelen Lazio hayranlığı Nesta'nın da kanına işlemiş olacak ki 1985 yılında altyapısına katıldığı Lazio'da 2003 yılına kadar forma giyen İtalyan defans oyuncusu, 19 yıllık profesyonel futbolculuk kariyerine şu ana kadar sadece iki takım sığdırdı ve son dakikada fikrini değiştirmezse 36 yaşındaki oyuncunun bir sonraki durağı Amerika Birleşik Devletleri olacak.

Nesta'nın babası fanatik bir Lazio taraftarı olmasaydı belki Totti ile beraber Roma bünyesinde özdeşleşen biri olacaktı ama şans Lazio'nun yanında olmuş. Lazio altyapısında kariyerine önce santrafor olarak başlayan daha sonra orta saha olarak devam eden Nesta'nın son durağı defans bölgesi olmuş. Yani altyapıda 2-3 sene daha harcasa bugün belki de Buffon'un rakibi olacaktı kim bilir ? 1993 yılında yükseldiği A Takım'da kaptanlık pazubandını 1997 yılında koluna takan İtalyan oyuncu, Lazio ile elde ettiği başarılara rağmen başkent ekibinin içinde bulunduğu ekonomik kriz nedeniyle 2003 yılında Milan'a satıldı.

Milan ile ilk iki sezonunda Şampiyonlar Ligi, İtalya şampiyonluğu, İtalya Kupası ve Süper Kupa şampiyonluğu yaşayan Nesta'nın 2006-2007 ve 2008-2009 sezonunu yaşadığı ağır sakatlıklar nedeniyle kayıp sezonları olarak nitelendirebiliriz. Omuzundan, sırtından ve bacaklarından ciddi sakatlıklar geçiren Nesta'nın en ilginç sakatlığı ise Play Station oynarken parmağını kırması ve bunun için 1 ay alçıya katlanmak zorunda kalmasıdır. Altyapı dahil olmak üzere 18 sene Lazio'da, 10 sene de Milan'da üst seviyede futbol oynamak ve 36 yaşında Messi'yi tutabilmek her babayiğidin harcı olamayacak bir iştir ama buna rağmen efsane, Milan'a şu sözlerle veda etti : " İtalya Ligi ve Şampiyonlar Ligi artık beni aşmış durumda bundan sonra daha düşük seviyede futbol oynamak istiyorum. "

Titreyerek Sevinen Adamın Vedası : Filippo INZAGHI

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
Juventus dönemindeki takım arkadaşı Del Piero'nun ardından Alex Ferguson'un tanımlamasıyla "Ofsayt çizgisinde doğmuş adam" olan Filippo Inzaghi de futbolculuk yaşantısına nokta koydu. Kimine göre beleş gol atan, kimine göre doğru zamanda doğru yerde bulanmayı başaran bir golcü olan Pippo, kardeşi Simeone Inzaghi ile birlikte futbol hayatına Piacenza'da başladı. İki sezonunu kiralık olarak Leffe ve Verona'da geçirmesine rağmen 1995 yılında Parma'ya transfer olup bir sezonda bulduğu sadece iki golden birini eski takımı Piacenza'ya atınca gözyaşlarına hakim olamayan ve dillere destan o meşhur gol sevincini yaşamayan duygusal bir adam...

Parma'da geçirdiği kötü sezonun ardından Atalanta'ya transfer olan İtalyan golcü, burada ise 24 golle zirveyi görerek Juventus'a kapağı atmayı başardı. 1991 yılında başladığı futbol kariyerinde 1997 yılında Torino ekibine transfer olan Inzaghi, bu zamana kadar 5 takım eskittiği için ilk başta onun adına herkes çekimserdi; ya yükselişe devam eder bizden kopar gider ya da kiralık rotasyonu için ideal bir isim olur... Ancak Pippo herkesi yanılttı ve 4 sene boyunca Juventus formasının hakkını fazlasıyla vererek lig ve kupa şampiyonlukları yaşadı. Siyah beyazlı forma altında belki de başaramadığı tek şey final oynamasına rağmen Şampiyonlar Ligi kupasını kaldıramamaktı.

Juventus forması ile çıktığı 165 maçta 89 gol atan İtalyan oyuncu Trezeguet'nin yedeği olmaya başlayınca isyan bayrağını açtı ve Fatih Terim döneminde ezeli rakip Milan'a transfer oldu. Ancak Juventus taraftarları baya ah etmiş olmalı ki Filippo Inzaghi büyük bir sakatlık yaşadı ve ligin ilk yarısında Milan forması giyemedi. Döndüğünde ise Milan'ın bir diğer efsane golcüsü Andriy Shevchenko ile müthiş bir ikili oldular ve Pippo, Juventus ile kazanamadığı Şampiyonlar Ligi kupasını, Juventus'a karşı penaltı atışları sonucunda kazandı.

Rossoneri bünyesinde Şampiyonlar Ligi'nden (2 defa) Kıtalararası Şampiyonluğa kadar yaşamadığı sevinç kalmayan Inzaghi bu sezon Milan'ın Şampiyonlar Ligi kadrosuna seçilmeyince tadında bırak mahiyetindeki ilk uyarıyı aldı ve 38 yaşında futbola veda etti.

Orası Neresi?

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız


Yılların kavgasıdır. "Orası San Siro değil, Meazza" / "Inter taraftarı San Siro demez, Meazza der"..

Sanırım Türkiye'de daha geniş yapılan tartışmalardan biri, tıpkı Real-Barca /Katalan-Franco kavgası gibi. Çünkü Inter futbolcuları, resmi siteden taraftara San Siro'dan sesleniyor.

Yarın oynanancak Inter-Milan derbisinde, o sahaya son kez çıkacağını açıklayan Kolombiyalı savunmacı Ivan Cordoba, o sahadan "San Siro" diye bahsediyor. Hani maçta ev sahibi Milan olsa, yine bir şekilde anlardık ama o da değil.

Blogun Inter tayfası buna açıklık getirsin.

Cordoba'nın açıklaması.

Evlat Görevini Yaptı

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız


Namağlup Juventus haftalardır ikinci sıradaydı. Son şampiyon Milan ne yaptı ne etti liderliğe çıktı. Ama dün sona erdi liderlik.

Ömer'in Milan'ı, Fırat'ın Fiorentina'sını konuk etti. Milan İbra ile öne de geçti. Herşey güzel gidiyordu San Siro'da.

İkinci yarıda Fiorentina sürprizi yaptı. Önce Jovetiç. Sonra son dakikada Amauri. Fiorentina 2-1 kazanınca Milan, liderlikten oldu. Golü atan isim Amauri olunca olay daha da dikkat çekici bir hal aldı. Eski bir Juventuslu'dan eski takımına kıyak. Evlat görevini yaptı.


Gerçi maç sonunda Amauri, "Juventus'u umursamadım, sadece Fiorentina için oynadım" mealinde birşey dedi ama bu bizim için çok da önemli değil. İlgi çekici hikaye burası çünkü. Amauri'nin geçmişi.

Juventus, Palermo'yu deplasmanda 2-0 mağlup edince, Milan'ın bir puan önüne geçti.

Juventus'un beş maçtır gol yemediğini de yazının sonuna ekleyelim.


Zlatan'dan Hat-Trick

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız



Zlatan İbrahimoviç şampiyonluk konusunda birçok meslektaşından daha şanslı. Veya daha başarılı diyelim. Senelerdir, oynadığı her takım şampiyonluğa ulaşıyor. Ona sahip olmak şampiyonluk yarışında büyük avantaj. Üst düzey topçuların en iyilerinden.

Ibrahimoviç, hiç bir zaman gol sıkınıtısı çeken bir forvet olmadı. Bu hafta da Palermo'ya 3 gol birden attı. Fakat 3 gol birden atmak onun uzun süredir yaşadığı birşey değil. En son 2005 yılında Juventus forması giyerken, Lecce'ye 3 gol birden atmıştı.

Yani 7 sene önce. Juventus daha küme düşmemiş, İtalya, Dünya Kupası kazanamamış, Barcelona efsanesi tam olarak oluşmamış, Messi piyasada yok, Ronaldo şöyle böyle, Arda Turan PAF Ligi'nde, Beşiktaş'ın başında Rıza Çalımbay, Burak Yılmaz Antalyaspor'da, Fenerbahçe daha 100.yılını yaşamamış. Appiah bile daha Türkiye'ye gelmemiş, hatta o maçta Zlatan'a bir golle eşlik etmiş.

Zlatan gibi bir forvetin hat-trick yapmak için 7 sene beklemesi şaşırtıcı. Palermo'ya deplasmanda 3 gol atmak, Milan'ın da 4 gol atması artı ilginç bir olay. Gerçi Palermo, ligin ilk 10 sırasında yer alan takımlar arasında en çok gol yiyen takım.

Milan ise bu sezon biri Arsenal olmak üzere 4.defa 4.gol attı.

18 Maç Sonra Yine RANIERI (Milan : 0 - 1 : Inter)

2 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız

Serie A'ya çok kötü başlayan Inter, zamanla bir şekilde üst sıralara tırmandı ve Udinese'nin kaybetmesi, Juventus'un berabere kalmasının ardından zirveye bir adım daha yaklaşmak için büyük bir fırsat ele geçirdi ama maçtan önce Milano derbisinin favorisi kesinlikle değillerdi. 18 maçtır San Siro'da yenilgi yüzü görmeyen Milan, geçen sezonun yıldızlarından Pato'yu da ilk 11'almış, zirvedeki rakiplerinin puan kaybetmesi ile liderlik şansını elde etmiş, seyirci desteğini de arkasına almıştı. Bunlar buz dağının Milan penceresinden görünen kısmıydı peki ya Inter ?

Çok fazla şans tanınmayan Inter'in de rakamların arasına saklanmış güçlü yanları vardı. Son 14 maçının tamamında gol atan Nerazzurriler, bu maçtan önce deplasmanda da 337 dakikadır gol yemiyordu ve 14 farklı oyuncusu ile gol sevinci yaşamıştı. Dün akşam Milito atmasa, Alvarez atacaktı, Alvarez atmasaydı Milan'a karşı kariyerinde sadece 1 golü olan kaptan Javier Zanetti atacaktı ... Geçen hafta Parma'ya 5 gol atan Inter, ben kesin bu maçta gol atarımın sinyalini vermişti zaten ve gelelim bu maçın en kilit rakamının sahibine ... Kendisinden hiç hazetmem ama derbilerde Ranieri denilen bir gerçek var. İtalya'daki 12 derbisinde mağlubiyet yüzü görmeyen Ranieri, bunların son 6 tanesini de kazanmıştı. Nitekim dün gece de San Siro'da seri bozulmadı ve "bidon" Milito'nun golü ile Inter, geçen seneki maçın rövanşını 1-0 kazanarak aldı.

İlk 10 dakika Inter baskısı olsa da Ibra'nın oyuna ağırlığını koymasıyla Milan hakimiyeti gele geçirdi hatta gol veya gollere de yaklaştı ama gerek futbol şansı gerekse Inter'in en iyi yaptığı şey olan savunma anlayışı ev sahibi ekibe skor olarak geri dönmedi. Aslında geçen senenin kopyası olan anlar da yaşadık. Maçın başında Motta golü attı ama karşılaşmanın hakemi Daniele Orsato ofsayt gerekçesiyle golü saymadı tıpkı geçen sene olduğu gibi yine Motta ve yine ofsayta kurban giden gol. Hatta 2 sene öncesine gidelim yani Milito'nun Milan'a en son gol attığı o karşılaşmaya ve Abbiati'nin yediği goldeki hataya tekrar bakalım. Fotokopi gibi bir hata ve gol, kahramanlar yine aynı Abbiati ve Milito...

12 maçtır yenilmeyen ve sahasında 18 maçlık seri yakalayan Milan'ın belası yine Ranieri oldu. İtalyan teknik adam Roma'nın başındayken San Siro'da 1-0 kazanarak galibiyet sevinci yaşayan son teknik adamdı ve tarih bir kez daha aynı isim için tekerrür etti. Inter pusuya yattı bekliyor ...

Serie A'da Haftanın Değerlendirmesi

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
EN FARKLI GALİBİYET INTER'DEN :


Önümüzdeki hafta Milan ile dev derbiye çıkacak olan Inter'de durumu kritik bütün oyuncuların dinlendirildiği ikinci yarının ilk maçında Nerazzurriler Parma'yı gole boğarak gönderdi. Yılın bidonlarından olan Diego Milito'nun 2 gol, Motta, Pazzini ve genç Faraoni'nin golleri ile Milano derbisi öncesi moral kazanan Inter artık rakibi Milan'ı bekliyor.

FIORENTINA ŞEYTANIN BACAĞINI KIRDI :


Gilardino'yu Genoa'ya gönderen ve sakat oyuncuların varlığında Fiorentina'nın yükünü Jovetic'in çekeceğini yazmıştık ve nitekim beklendiği gibi Jovetic'in biri penaltıdan olmak üzere attığı 2 gol Fiorentina'nın bu sezon ilk kez deplasmanda 3 puan almasını sağladı. Ligin ilk yarısında dörtlü savunma ile oynayan Mor Menekşeler Novara deplasmanında ilk kez 3-5-2'yi denedi, 3 puanı 3 golle alarak deplasman fobisine nokta koydu.

HAFTANIN SÜRPRİZİ SIENA'DAN:


Serie A'da haftanın en büyük sürprizi küme düşme korkusu yaşayan Siena'nın kendi evinde ligde zirve iddiası bulunan Lazio'yu 4-0 gibi farklı bir skorla yenmesi oldu. Stadio Artemio Franchi'de oynanan maça damga vuran isimse 2 penaltı veren ve Lazio aleyhinde 1 kırmızı kart çıkartan Gervasoni oldu. Ümit Milli Takımımızın İtalya Ümit Milli Takımı ile oynadığı karşılaşmada harika bir oyun sergileyen ve bunu skora da yansıtan Destro'nun takımını sırtladığı bu maç başkent ekibi Lazio'nun moralini altüst etti.

MILAN SERİYİ BOZDU :


Ligin ilk yarısında Milan, Juventus ve Udinese'nin ardından kendi evinde mağlubiyet yüzü görmeyen Atalanta'nın fişini 1 gol 1 asistle oynayan Zlatan Ibrahimoviç çekti. Sakat ve cezalı oyuncularından neredeyse 11 kuracak olan Milan, Doni'nin tutuklanması ile şok geçiren Atalanta'ya acımadı. Milano derbisi öncesi iki takımın da formda olması harika bir derbi izleyeceğimiz için bizleri heyecanlandırıyor.

TOTTI GERİ DÖNDÜ :



Gerek hocasıyla yaşadığı sorunlar gerekse sakatlık belası yüzünden ligin ilk yarısında parmağını ağzına alarak gol sevincini yaşayamayan Totti, 2011-2012 sezonun ilk gollerini Chievo'ya atarak Roma'ya 3 puanı getirdi.

DI NATALE EFSANELEŞMEYE DEVAM EDİYOR :


Stadio Friuli'de sadece Juventus'a puan kaybeden Udinese, zayıf rakibi Cesena'yı 4-1 mağlup ederek zirve yürüyüşüne kaldığı yerden devam etti. Yeniden milli takıma çağrılan ve son yıllarda gösterdiği performansla adından sıkça söz ettiren kaptan Di Natale'nin attığı 2 gol ayrıca Udinese tarihi açısından çok önemli. Stadio Fruli'de oynanan son 27 maçta 26. golüne imza atan Di Natale, her geçen hafta taraftarların gönlünde taht kurmaya devam ediyor.

DİĞER MAÇLAR :


Ligde kalmak için kendi evindeki maçları en az hasarla atlatmak isteyen Bologna, Avrupa Kupalarında mücadele etmek isteyen Catania'yı Cherubin ve Di Vaio'nun golleri ile 2-0 mağlup ederek 2012'ye iyi bir başlangıç yaptı.

Yeni teknik direktör (Pasquale Marino) ve yeni golcüsü (Gilardino) ile ikinci yarının startını veren Genoa, puan cetvelinde nefesini ensesinde hissettiği Cagliari'ye deplasmanda 3 golle boyun eğerek rakibinin bir basamak altında kaldı. Miguel Veloso, Kaladze ve Palacio'dan yoksun olarak sahaya çıkan Genoa'nın son maçta Napoli karşısında aldığı 6-1'lik farklı mağlubiyetin şokunu atlatamadığı açıkça belli oluyor. Savunmaya acil çözüm şart.

Kümede kalması artık tamamen Allah'a kalan Lecce, ligin namağlup ekibi Juventus karşısında dirense bile Matri'nin golüne engel olamayarak ligin dibindeki yerini perçinledi.

Inter'in 5-0'lık galibiyetini Napoli bu hafta Palermo deplasmanında biraz daha dikkatli olsaydı gölgede bırakabilirdi. 90 dakika boyunca oyunun tek hakimi olan misafir ekibin bu sezonki performansı ilk yarı itibarı ile geçen seneyi mumla aratmıştı ancak güzel oyun ve deplasmanda alınan 3-1'lik galibiyet Napoli'nin daha üst sıralara çıkması için moral olacaktır. Palermo'nun başında Zamparini gibi kıyımcı bir teknik direktör varken bu potansiyele rağmen onları başarılı görmek sanırım zor olacak.

Serie A'da İkinci Yarı Başlıyor

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
ATALANTA - AC MİLAN :


Kendi evinde namağlup olan ancak deplasmanda oynadığı 8 maçın 6'sında puan kaybeden Atalanta, kendi evinde yenilgi yüzü görmeyen son şampiyon Milan'ın konuğu olacak.

Mario Yepes, Mathieu Flamini, Antonio Cassano ve Ignazio Abate'nin sakat, Ambrossini'nin ise cezası nedeniyle forma giyemeyeceği maçta Milan'ın hücum gücünü Boateng, Zlatan ve Robinho'nun üstlenmesi bekleniyor. Lige -6 puanla başlayan Atalanta'da geçtiğim günlerde kulübün efsane oyuncularından olan Doni'nin de şike ve bahis nedeniyle tutuklanmış olması moralleri altüst etmiş olsa da kolay kolay teslim olmayacaklardır. Matteo Brighi ve Daniele Capelli'den yoksun Atalanta'nın en önemli kozu Udinese forması giyerken San Siro'da oynanan 4-4'lük maçın kahramanı olan Arjantinli golcü German Denis.

Bergamo'da oynanan son 4 maçta 2 mağlubiyet, 1 beraberlik ve 1 galibiyet elde eden Milan'ı tribün açısından oldukça zor bir maç bekliyor. Takımın yaşadığı kötü günleri geride bırakması için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan Atalanta taraftarları bizlere bu maçta görsel açıdan büyük keyif verebilir.

INTER - PARMA :


Sezona haddinden kötü başlayan Inter'de Gasperini'nin ardından Ranieri göreve gelmiş, takımda biraz kıpırdanma olmuş ancak beklenen oyun ve skorlar sahaya tam anlamıyla yansıtılamamıştı.

Bir yanda son 4 lig maçını da kazanan Inter, diğer yanda ise son 4 lig maçında da sahadan beraberlikle ayrılan Parma ... Önümüzdeki hafta Milano derbisi olduğu için ben Ranieri'nin tam anlamıyla iyileşmeyen Zarate, Sneijder ve Forlan'ı riske edeceğini düşünmüyorum. Son yıllarda küme düşme potasının müdavimlerinden olan ve yaşadığı ekonomik sorunları çözmekte zorlanan Parma, bu sefer yeni yıla potanın 7 puan üstünde olduğu için biraz daha rahat başlıyor ve Milan maçını düşünecek olan Inter için sürpriz yapabilirler diye düşünülse de artık en azından kendi evinde puan kaybetme lüksü olmayan Nerazzurriler bir şekilde bu maçı kazanmaya daha yakın taraf.

PALERMO - NAPOLİ :



Devis Mangia'nın kovulup yerine Mutti'yi getiren ve ara transfer döneminde Agon Mehmeti ile Franco Vazquez'i transfer eden Palermo, Stadio Renzo Barbera'da özellikle deplasmanda oynadığı maçlarda gol sıkıntısı çeken Napoli'yi konuk edecek. Gol sıkıntısının farkında olan Napoli'nin Eduardo Vargas'ı kadrosuna kattığını da hatırlatalım.

İki takımın arasındaki puan farkı sadece 3 ve Palermo kendi evinde oldukça açık oynayan bir ekip. Sicilya ekibindeki eksiklikler oldukça can sıkıcı. Cezası nedeniyle oynamayacak olan Josip Ilicic'in yanı sıra Abel Hernandez, Eros Pisano, Eran Zahavi ve Mauricio Pinilla gibi önemli isimler de bu maçta takımlarını yalnız bırakacak. Napoli'de ise Arjantinli golcü Ezequiel Lavezzi haricinde eksik yok.

Yeni Pastore olarak Palermo'ya transfer edilen Vazquez de tıpkı Pastore gibi Cordoba doğumlu ve çok büyük ihtimalle Napoli maçına ilk 11'de başlayacak.

NOVARA - FIORENTINA :



Küme düşme korkusunu yakından hisseden iki takımın mücadelesinde baskıyı biraz daha fazla hissedecek olan taraf Fiorentina. Ligde henüz deplasmanda galibiyet elde edemeyen Mor Menekşeliler kendi evinde attığının bir fazlasını yiyen Novara önünde siftah yapmanın peşinde olacak.

Novara, ikinci yarıya Fiorentina galibiyeti ile başlarsa hem rakibi ile arasındaki puan farkını 3'e indirmiş olacak hem de ligdeki 3. galibiyetini elde ederek moral kazanmış olacak. Devre arasında Gilardino'yu Genoa'ya gönderen Fiorentina'da yük bir kez daha Stevan Jovetic'in omuzlarına yüklenmiş durumda.

ROMA - CHIEVO :


Inter ile birlikte sezona kötü başlayan bir başka büyük kulüp de başkent ekibi Roma'ydı. Taktik düzeni değiştirdikten sonra olumlu bir futbol sahaya yansıtmaya başlayan Roma'nın en büyük sıkıntısı Luis Enrique ile kaptan Totti arasındaki bitmek bilmeyen gerginlik. Savunmada yaşanılan sıkıntıların ardından herkes transferde Casemiro ve Lugano isimlerini beklerken Roma hiç beklenmedik bir işe imza atarak Marco Borriello'yu lider Juventus'a kiraladı.

16 maçta 13 gol atarak gol yollarında büyük sıkıntı çeken Chievo'nun en büyük hedefi Caracciolo'yu renklerine katmaktı ama İtalyan oyuncuyu Novara'ya kiralandı. Şartlar her ne kadar Roma lehine görünse de başkent ekibi 2003 yılından bu yana Serie A'da Chievo'yu mağlup edemiyor.

UDİNESE - CESENA :



Stadio Friuli'de sadece Juventus ile oynadığı maçta 2 puan bırakan Udinese, küme düşme hattında yer alan Cesena'yı konuk ediyor. En son 1998-1999 sezonunda ligin ilk yarısını 3. sırada bitiren Udinese'de 2011 yılında elde edilen başarıları 2012'ye taşımak en büyük hayal ve bu açıdan oynayacakları ilk 3 maç, siyah beyazlı ekibin rotası açısından oldukça önemli.

Cesena'nın en büyük kozu, Juventus ve Milan'ın yanı sıra Udinese'nin de gündeminde olan 1985 doğumlu Marco Parolo. Giuseppe Colucci, Jorge Martinez ve Raphael Martinho'nun yokluğunda bir hayli zorlanacak olan Cesena özellikle ilk 45 dakikada çok dikkatli olmak zorunda. Çünkü Udinese bu sezon Serie A'da attığı 20 golün 11'ini ilk yarılarda buldu ve bunun neticesinde 29 puan kazandı.

LECCE - JUVENTUS :



Krasic ve Amauri'yi gözden çıkartan, Roma'dan Borriello'yu kiralayan Conte'nin takımı Juventus, ligin dibinde olan ve kendi evinde dahi galip gelemeyen Lecce'nin konuğu olacak.

Daha uzun bir süre var ancak bana göre Lecce'nin bir mucize gerçekleştirme şansı kesinlikle yok. Serie B'nin ilk yolcusu sarı kırmızılılar olacaktır. Aslında Juventus'un deplasman karnesi çok parlak değil. Evet henüz mağlup olmadılar ama şampiyon olmak istiyorlarsa deplasman performanslarını kesinlikle 3 galibiyet 5 beraberlikten daha üste çıkartmak zorundalar. Kendi evinde 18 gol atıp 5 gol yiyen Juventus, deplasmanda ise 9 gol atıp 6 tane yedi. Sezon başında Conte kendi evimizdeki maçları en az hasarla atlatırsak istediğimizi elde edebiliriz demişti ama Milan'ın gerilerden gelip averajla da olsa liderliği ellerinden alması sanırım İtalyan teknik adam için iyi bir tecrübe olmuştur.

Sacchi-Van Basten

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız


"Milan'da yönetim her zaman ama her zaman arkamda durmuş ve beni desteklemişti. Örneğin 87-88 sezonunun başlarında iç sahada Fiorentina'ya kaybetmiştik ve maçtan sonra Van Basten beni biraz da ağır şekilde eleştirmişti. Ama yönetimdekiler bana güvendiler ve "Kendi bildiğin yolda ilerle çünkü en iyisi bu" dediler. Cesena ile oynanan bir sonraki lig maçında Van Basten'i yedek bıraktım. Benden bunun sebebini açıklamamı istediğinde ise "Marco madem taktiksel olarak bu kadar iyisin maç boyunca benim yanımda kulübede durarak yaptığım tüm hataları bana gösterebilirsin" demiştim. Bunu yapabilmiştim çünkü Milan kulübündeki herkes bana güveniyordu"

Sacchi'den yönetim-hoca ilişkisine dair ibretlik bir anekdot.

Nocerino&Boateng

2 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız

Boateng geçtiğimiz sezon transfer edildiğinde çoğunluğun burun kıvırdığı "Milan'ın topçusu değil" ya da "Milan'ın çaptan düştüğünün resmidir" diye kustuğu bir adamdı. Geçen sezon ve bu sezonun şimdiye kadar geçen döneminde oynadığı futbol, sahaya koyduğu mücadele ve ekstra skor katkısı ile takımın vazgeçilmezi oldu. Nocerino da Boateng ile benzerlikler gösteriyor. Son dakika hamlesi olarak Milan'dan çok daha düşük profilli bir kulüpten "kulübe bekçisi" olarak alındığı düşünülüyorken o 6'sı Şampiyonlar Ligi 13'ü Serie A olmak üzere 19 maçta forma giydi ve Milan ortasahasına getirdiği dinamizm ile Allegri'nin vazgeçilmezlerinden oldu. Bu süre zarfında attığı 6 gol ile de Boateng misali ekstra skor katkısıyla tabelaya direkt etki etti. Allegri'nin elinde Robinho taktik disipline alışırken Abate günden güne büyüdü oyun olarak. Ama Allegri'nin en büyük katkısı Boateng'in yapıya monte edilmesi olmuştu. Bu sezon için de yeni proje Nocerino gibi. Yürüyedurun!

AC Milan Caffe e Ristorante

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
Japonya'nın Nagoya şehrinde dünyada türünün ilk örneği denebilecek bir cafe açıldı. İlk örnek olması ise AC Mlan'ın cafeye resmi sponsor olması, yoksa onlarca cafe vardır takım konsepti ile açılan.

Cafe sahibi olan 28 yaşındaki Arimasa İvata, müşterilerin sık sık neden Nagoya'da böyle bir işe girişildiğini merak ettiğini belirtiyor ki İtalya'da bile Milan'ın resmi olarak finansal destek sağladığı bir cafe yok.

Bağlı olduğu şirketten ayrılıp Milan ile görüşmelere başlayan İvata Ekim 2011'de AC Milan Caffe'yi açtı. İtalyan mutfağından yemekleri servis eden cafede aynı zamanda şarap ve espresso da menüye dahil. İtalya'da, özellikle de Milano'da lezzet anlayışı neyse aynısını taşımayı hedeflemiş bu Japon arkadaş. Şöyle diyor cafe ile neyi amaçladığı konusunda: "Japonya'dayken insanların kendilerini İtalya'da gibi hissedecekleri bir yer yaratmak istiyorum."

Cafe mantık olarak takımın renkleri kırmızı ve siyah ağırlıklı dekore edilmiş, dört bir yanında takımla ilgili fotoğraflar, eşyalar, imzalı formalar bulunmakta. Ayrıca cafenin logosu da Milan tarafından dizayn edilmiş.

Müşteriler Milan'ın her maçını 100 inch boyutundaki dev ekrandan izleyebiliyorlar, ayrıca Japon Milli Takımı maçları da yayınlanıyor. Bu harika imkana rağmen İvata cafenin spor temalı bir bar değil cafe-restoran olarak piyasada yer etmesini istiyor.

Milan aynı zamanda Aichi'de çocuklar için bir futbol okulu da açtı ve İvata il/şehir/eyalet -bilemedim ne desem- başkenti/merkezi olan Nagoya'da böyle bir cafe sahibi olmasının kendisini daha da cesaretlendirdiğini söylüyor.

Nisan ayı sonlarında, futbol okulunun açılışından etkilenen İvata tesislere sık gidip gelerek bir yandan da Milan ile cafe konusunda görüşmelere başlamış ancak tüm bu görüşmeler futbol okulunun dışında olmuş.

İvata, Milan'ın işbirliğine çok sıcak baktığını ancak İtalyan ve Japon yasalarındaki farklılıkların süreci uzattığını ve bu yüzden ilk görüşmelerde iş teklifini geri çekmek zorunda kaldığını söylüyor. Ancak genç girişimci devamında başarıya ulaşıyor tabii ki.

Cafenin açılışından sonra kulüple görüşmeleri hiç aksatmayan İvata fırsat bulabilirse oyuncuları cafeye davet etmek gibi planları olduğunu söylüyor. Ayrıca şöyle bir beklentisi var: "Japonya'nın teknik direktörü Zeccheroni eski bir Milanlı. Umarım yolu buraya düşer, ne zaman isterse..."

Lig Başladı

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız

Cumartesi akşamı bizim için yeni sezon başladı. İnternetten maç izlemeyi seven biri olmadığımdan yayın hakları alınanana kadar ligi takip edemez olmuştum. Zaten bana kalsa televizyondan bile maç izlemek işkence ama her hafta San Siro'ya gidecek durumumuz olmadığı için televizyona muhtacız.

Karşılaşma hakkında yazacak bir şey yok. Klasik bir Fiorentina mücadelesi. Kendi evinde sadece 2 gol yiyen, bu sezon sadece 3 maçta 1'den fazla gol atan Fiorentina, Milan'ı 0-0 ile durdurmayı başardı. Başardı diyoruz, çünkü Fiorentina 2007 yılından beri Milan'dan puan alamıyordu.

Maça dair söylenecek çok fazla şey yok. Allegri, Pato'yu 70. dakikada oyuna alınca maç hareketlendi. 20 dakika Brezilyalı'ya yetmedi. Pato yerine ilk 11'de başlayan Robinho'ya Milan'ın bu kadar sabretmesini anlamak zor. Tutamadım bu elemanı bir türlü.

İzlediğimiz ilk maç bizi tatmin etmese de başlangıç için yeterli. Bundan sonra daha çok maç izleyeceğimiz için buraya daha çok yazarız. Grande kaptan Göksel'i de bu yolda yalnız bırakmamış oluruz.

Serie A'da 9. Haftanın Önemli Maçları

1 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
INTER - JUVENTUS :


Yıllar sonra şampiyonluk için sağlam adımlar atan Juventus, Derby d’Italia'da Giuseppe Meazza'da Inter'e konuk oluyor.

Hafta içinde Juventus'a karşı psikolojik baskı kurmak isteyen Nerazzurrilerde başkan Massimo Moratti ve eski Juventus, yeni Inter teknik direktörü Ranieri, siyah beyazlıların bu sezon kazanmış olduğu ve aleyhinlerinde verilmeyen penaltı kararlarını irdeleyerek 8 puan gerisinde bulundukları Juventus'a ilk darbeyi böyle vurmak istediler.

Geçtiğimiz sezon Milano'da golsüz eşitlikle sonuçlanan Derby d'Italia'da Juventus, rakibinden 28 gol daha fazla atmış ve 38 maç daha fazla kazanmış durumda. Ranieri'nin ip ucu verdiği tek husus orta sahada yine 3 futbolcu ile oynayacağı. Muhtemel taktik 4-3-1-2 olacaktır. Inter'in lige havlu atmaması için kendi evinde oynayacağı bu maçtan kesinlikle 3 puanla ayrılmak zorunda.

FİORENTİNA - GENOA :


Sinisa Mihajloviç'in Floransa'daki geleceği özellikle her deplasman maçından sonra daha fazla tartışılıyor. Hafta içinde bu sefer deplasmanda Juventus'a mağlup olan Mor Menekşelerde yönetim kademesinin sabrının taştığı sıkça dile getirilmeye başlandı.

Sakatlık sürecini atlatarak Juventus maçında forma giyebilen Gilardino'nun en büyük koz olduğu Fiorentina'da yükü sırtlayacak bir diğer isim ise Stevan Jovetic. 2008-2009 sezonunda ligi 5. bitererek UEFA Avrupa Ligi'nde mücadele etmeye hak kazanan Genoa'nın bu sezon da hedefi bir kez daha Avrupa kupalarında mücadele etmek.

Genoa kendine bu hedefi koymuş olabilir ama sanırım Artemio Franchi'de bu hakkından bir kez daha feragat etmek zorunda kalacak çünkü, misafir takımın deplasmanda Fiorentina'ya karşı tarihinde tek bir galibiyeti bile yok !

ROMA - AC MILAN :


Serie A'ya istikrarsız bir başlangıç yapan son şampiyon Milan, son haftalarda yavaş yavaş eski formunu yakalamaya başladı. Özellikle Lecce deplasmanında 3-0 geriden gelerek 4-3 kazanılan maçtan sonra müthiş bir motivasyon yakalayan Rossoneriler bu hafta 3 puan önde olduklar Roma'ya konuk oluyor.

Sezonun ilk derbisinde Roma'da son dakika golüyle ezeli rakibi Lazio'ya 2-1 mağlup olan sarı kırmızılılar için bu derbi en çok Luis Enrique'nın kariyeri açısından önem taşıyor. İspanyol teknik adam alınan başarısız sonuçlara rağmen her ne kadar takımımdan memnunum dese de taraftarların ve yöneticilerin Luis Enrique'den memnun olmadıkları aşikar.

Başkent ekibinde yaşanan sakatlık krizi Milan için en büyük avantaj. Totti, Rosi, Bogdan Lobont ve Simon Kjaer'in forma giyemeyeceği maçta Milan'da da Pato, Rino Gattuso, Flamini ve Luca Antonini forma giyemeyecek durumda ama Milano ekibi zaten uzun süredir bu isimlerden yoksun olduğu için herhangi bir sıkıntı yaşayamacaklardır çünkü bu duruma oldukça alışkınlar.

UDİNESE - PALERMO :


İtalya'da scout sistemini son yıllarda başarılı şekilde uygulayan ve bunun sonucu sahada elde etmeyi başaran Udinese, hiç kuşkusuz bu sezon İtalya'da sahaya yansıttıkları futbolla izleyenlere en çok zevk veren takımlardan biri. Lider Juventus'un 1 puan gerisinde 2. sırada yer alan siyah beyazlıların Stadio Friuli'de bu hafta konuğu sistem takımlardan olan Palermo.

Belki de Inter-Juventus ve Roma-Milan derbilerinden daha keyifli bir maç olacağına inandığım bu mücadelede, hafta içinde Napoli'ye 2-0 mağlup olarak yenilmezlik ünvanını kaptıran Udinese için çok önemli bir sınav. Genellikle uzun süre mağlubiyet yaşamayan takımlar, kaybedilen ilk 3 puanın ardından oynanan maça biraz demoralize olmuş şekilde çıkar.

Sakatlıktan kurtulan Miccoli ve son haftalarda Sicilya temsilcisi için önemli bir koz haline gelen Hernandez ile Pinilla, Palermo'nun en önemli kozları. Bu dünyada Palermo teknik direktörü olmak dünyanın en zor işlerinden biridir çünkü başınızda Maurizio Zamparini gibi enteresan bir başkan vardır ve sizden her hafta rapor alır. Başkanın hoşuna gitmediği için ligin başlamasına 10 gün kala takımın başına geçen Devis Mangia, kendisine gelen ultimatomun ardından klasik 4-4-2'den 4-3-1-2'ye geçmek zorunda kaldı. Gerçi 4-3-1-2 de 4-4-2'nin bir versiyonu olduğu için taktik anlamda Palermo'da çok fazla bir şey değişmedi ama bunun psikolojik sonuçları elbette olacaktır.

Bir zamanlar Palermo'da görev yapan ve başkan Zamparini ile anlaşamadığı için yollarını ayırmak zorunda kalan Udinese teknik direktörü Francesco Guidolin, bu durumu en iyi bilen isimlerden ve avantajını muhakkak kullanacaktır. Di Natele gibi muhteşem bir golcüye sahip olan Udinese'nin bu maçtaki bir diğer avantajı da Palermo'nun kendilerine karşı Fruli'de 2007 yılının Mayıs ayından beri galibiyet elde edememesi. Ancak Sicilya temsilcisi Udinese'ye karşı her maçta gol atma başarısını gösterdiği için ben bu maçın bol gollü geçeceğine inanıyorum.

Boateng Bülbül Misali

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız

Eskiden Baliç türkü söylerdi. Boateng'in bu videosunu görünce o aklıma geldi. Tür değişik ama ikisinin de sesinin gideri var. Eski bir Milanlı olan Ümit Davala'nın Boateng'e yardımcı olması lazım.

Boateng'in Hışmı 3:4

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
- İlk devre tam manasıyla had bildirme seansı şeklinde geçti. ŞL yorgunu takımı düşük tempoda tutup kağıt üzerinde zayıf rakibi rölantide bitirme fikri Grossmüller başta Lecce'li topçulara takıldı. Ambrosini ve Yepes başta resmen döküldü takım. Orta sahada top tutamadıkça Lecce Cuadrado başta olmak üzere Milan kanatlarına aldıkları her topla indiler ve takımı 18'e gömdüler. İlk devre her iki takım için de derslikti.

- İkinci devre Aquilani ve Boateng hamleleri ile top sadece Milan'da kalmaya başlamadı. İlk devreki fırtınanın ardından skoru korumak için geriye yaslanan Lecce için sonun başlangıcı oldu. Boateng pres gücü ve dinamizminin yanı sıra hücuma geriden yaptığı katkı ile Milan için vazgeçilmez bir oyuncu. Skora katkı açısından Boateng'in var olması demek hücumda +1 kişi demek manasındaydı. Lakin Boateng'in ilk iki golü ise muazzam gollerdi. 3 gol atması ise cidden epik. Ama maçın rezillerinden Yepes'in galibiyet golünü atması ise film gibi maçın sonuna yakıştı.

- Bu takımda sakat olmadıkça Boateng kesilmemeliydi. Daha da kesilmez. Aquilani iskelete bir şekilde monte edilmeli. Thiago Silva ve Pato ciddi eksikler ama özellikle Silva çok özel oyuncu.

- Ligin hala bana göre en iyi futbolunu Juventus oynuyor ama bu galibiyet sembolik olarak çok önemli. Milan'ın geçen yılın şampiyonu olduğunu ve yine sezon sonuna kadar tepeye oynayacağını gösteren bir başkaldırıydı. Olası farklı yenilgi mental açıdan çok daha büyük kayıp olacaktı.


İtalyanlar Şampiyonlar Ligi'nde Tam Gaz

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız

2 sezon öncesinin Şampiyonlar Ligi şampiyonu Inter, devler arenasında şampiyonluklara alışkın olan Milan ve yıllar sonra yakaladığı başarıların ardından Şampiyonlar Ligi'ne katılan Napoli ile İtalyanlar gruplarda 3 takım ile mücadele etme hakkı kazanmıştı.

A Grubu'nda Bayern Münih'in ardından kağıt üzerindeki favori Manchester City'di ancak ilk 3 maç sonunda Napoli, özellikle de Salı günü Bayern ile berabere kalarak süprize imza attı ve 2. sırada yer aldı. 22 Kasım 2011'de Stadio San Paolo'da oynanacak Manchester City maçı muhtemelen Bayern'in ardından bir üst tura kimin çıkacağını belirleyecek.

B Grubu'nda yer alan Inter ise sezona yaptığı kötü başlangıcı Şampiyonlar Ligi'nin ilk maçında Giuseppe Meazza'da Trabzonspor'a karşı da sürdürünce acaba mı sorularını akıllara getirse de toparlanmayı başardı ve zorlu Lille deplasmanından 3 puanı kaparak liderlik koltuğuna oturdu.

Kuralar çekildiğinde H Grubu'nda Barcelona ve Milan'ın gruptan çıkacağı kesindi ama belli olmayan tek şey kimin lider olacağıydı. Camp Nou'da Barcelona ile 2-2 berabere kalan Milan elde ettiği avantajı şu ana kadar iyi kullandı ve 3. maçlar sonunda grubunda elde ettiği 7 puan ve averaj ile liderlik koltuğunda.
Copyright © AZZURRI - Blogger Theme by BloggerThemes