Galatasaray'ın Çileği : Wesley Sneijder
Gönderen
Nerazzurri
zaman:
00:26
21 Ocak 2013 Pazartesi
Etiketler:
Futbolcular,
inter,
sneijder
0
Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
Uzun mesafeli ara pasları, nefessiz bırakan frikikleri ve hırsı... Sanırım bu üç başlık Sneijder ismine heyecanlanmak için yeterli.
Ajax ile başlayıp Real Madrid ile süren ve Inter'de zirve yapan bir kariyerin ardından 28 yaşında Galatasaray macerasına başlayacak olan Wesley Sneijder'in kendisine ödenecek olan bedeli önce forma satışları ile sonra da ortaya koyacağı performans ile Galatasaray lehine döndürmesi yüksek ihtimal.
Real Madrid döneminde özellikle ilk yılında oldukça başarılı bir performans gösteren Hollandalı oyuncu, ikinci sezon için yapılan hazırlık döneminde geçirdiği sakatlık sebebiyle çok fazla şans bulamayınca İnter'in yolunu tuttu. Ancak ilk yılında göstermiş olduğu müthiş performansın en büyük nedeni Beşiktaş'ın eski antrenörü Bernd Schuster'di. Kendisine verdiği destek, oyunsal anlamda tanımış olduğu özgürlük ve el üstünde tutulması Sneijder'in başarılı olması için yeterliydi.
Sneijder'in Inter'e transfer olduğu 2009 yılı Milano ekibi için oldukça önemliydi. Takımın her şeyi olan Zlatan İbrahimoviç'in Barcelona'ya transferi sonrasında takıma yapılan takviyeler, bugün bile Inter için büyük bir özveri ile oynayan Diego Milito, Samuel Eto'o ve Lucio'ydu. Mourinho'nun İnter'inde Samuel Eto'o ve Sneijder, Avrupa Şampiyonluğu'na ulaşılan yoldaki en önemli şifrelerdi. Real Madrid'te Robinho'nun Milan'a transfer olmasından sonra 10 numarayı alan Sneijder, Inter'de sırtına geçirdiği 10 numaranın hakkını oynadığı 10 numara futbol ile fazlasıyla vererek kulüp tarihine adını altın harflerle kazıdı. Sneijder'in başarısındaki sırlar yine aynıydı : Ona çok güvenen bir hoca, tapan taraftarlar ...
Ve şimdi Hollandalı oyuncu Galatasaray'da. Sneijder kendisini önemli hissettiği zaman kendisine bunu hissettirenleri bugüne kadar çok fazla yanıltmadı. Ona bu hissi verecek taraftar grubunu İstanbul'a ayak basar basmaz zaten görecek. Motivasyonunu üst seviyeye taşıyabilecek olan teknik direktör zaten Galatasaray'ın yedek kulübesinde mevcut. Hem Real Madrid'te hem de Inter'de yaşadığı sakatlıkları yaşamazsa Sneijder, Galatasaray için müthiş bir fırsat olacaktır. Mevcut durumda hem Galatasaray'ın Sneijder'e hem de 28 yaşındaki Sneijder'in 2010 yılındaki zirve noktasına ulaşmak için Galatasaray'a ihtiyacı var.
Kaleci-Oyuncu
Gönderen
kutay
zaman:
15:47
19 Aralık 2012 Çarşamba
Etiketler:
inter,
İtalya Kupası,
rodrigo palacio
0
Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
Pancu, Melo vs. Bu sefer İtalya'dan.
Inter, Verona ile oynadığı kupa maçında 3 oyuncu değiştiriyor, son 10 dakikada sakatlanan Castellazi'nin yerine Palacio geçiyor. 10 dakika boyunca gol yemediği gibi, kornere çeldiği top da en az Melo'nun penaltısı kadar kritik.
Handikap Gio
Gönderen
kutay
zaman:
13:21
2 Aralık 2012 Pazar
Etiketler:
Juventus,
Sebastan Giovinco
0
Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
Udinese - Juventus: 1-4 (2 Gol)
Juventus - Roma: 4-1 (1 Gol)
Juventus - Nordsjaelland: 4-0 (1 Gol)
Pescara - Juventus: 1-6 ( 1 Gol)
Juventus - Chelsea: 3-0 (1 Gol)
Juventus - Torino: 3-0 ( 1 Gol)
Penaltı Totemi
Gönderen
kutay
zaman:
15:45
26 Kasım 2012 Pazartesi
Etiketler:
ac milan,
robinho
1 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
Robinho futbol oynuyormuş. Üstelik hala Milan'da...
Bu sene ilk golünü attı dün gece. Lider Juventus'u onun golüyle yendiler. Juventus 25 maç sonra deplasmanda yenildi. Milan da "şampiyonluk yarışına girdi" diyemesek de bir an olsun heyecanlandı. Galibiyetin mimarı penaltı golü ile skoru belirleyen Robinho.
Brezilyalı'nın ilginç özelliği, gol attığı maçlarda Milan'ın yenilmemiş olması. Tam bir Hakan Şükür istatistiği. Geçen sene 9 resmi maçta 10 gol, bir önceki sezon 13 resmi maçta 15 gol attı. Dünkü Juventus ile beraber, 23 maç 26 gol. Bu 23 maçta da yenilgi yok.
Ben olsam bundan sonra her penaltıyı ona attırırım. Totemdir. Adam atsın, kafa rahat olsun.
Çocuk Gol Atıyor
Ati diyor ki ile başlayan üst üste ikinci yazı.
Ati diyor ki, El Shaarawy Fiorentina oyuncusu, Genoa oyuncusu. Milan'ı taşıyacak oyuncu değil. İyi bir Milan'da oynayamazdı.
Haklı olabilir ama sonuçta Milan'da oynuyor ve gol atıyor. Milan'ı taşıyor.
Ligdeki 11 maça da ilk 11'de başladı. Son 8 maçın 7'sinde 90 dakika oynadı. Sadece Inter derbisinde son 20 dakikayı oynamadı. O Inter maçı, son 8 lig maçında Milan'ın gol atamadığı tek maç. Yani El Sharawy'nin 90 dakika oynadığı bütün lig maçlarında Milan ve El Şaravi gol atmış.
El Shaarawy ise 8 maçta 8 gol. Genoa da Palermo da bile böyle istatistik yakalayan futbolcu pek yoktur. Lamela üst üste 5 maçta gol attı, Totti'nin rekorunu egale etti. Roma'da efsane oluyorsunuz 5 maç üst üste gol atınca. Milan'da bu sayı belki daha fazla olamlı. Sonuçta Van Basten'lerin Weah'ların oynadığı takım.
El Shaarwy 1992 doğumlu. Henüz 20 yaşında. Onun doğduğu zamanlarda Milan yenilmezdi. Namağlup şampiyon oluyordu. O devirler çok geride kaldı. Şimdi çok farklı sezıonlar yaşıyor. Avrupa'nın en iyi futbolcuları 1992'de Milan'da buluşurdu. Şimdi ise İtalya'nın bile en gözde oyuncuları Milan'ı zor tercih ediyor. İş yapan gençler lazım. Bu çocuk yapıyor. En azından gol atıyor. Milan'ın ihtiyacı olan da bu. Ve ne olursa olsun, Milan'da gol atmak sanıldığı kadar kolay değildir. Milan'da 20 yaşında gol atmak daha da zordur.
Şampiyonluğa Yürüyor
Gönderen
kutay
zaman:
16:16
4 Kasım 2012 Pazar
Etiketler:
inter,
stramaccio
0
Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
Ati diyor ki; "Stramaccio 36 yaşında şampiyonluğa yürüyor"
Dünkü maçtan yürüyüş fotoğrafı bu. Kendisi, mayıs ayında sonuç ne olursa bu sezon ligin en önemli figürlerinden biri olmayı başardı. Çoğunluk onun geçen seneki Gasperini gibi olacağını tahmin ederken (ligin başında fiyasko), o daha çok bir Milano takımını zirveye taşıması özelliğiyle Allegri'ye benzemek üzere. Tabi aşağıdaki postta Kaptan'ın yazdığı gibi, Jose ile de benzerliği var.
Ama ben hala onun adını Google'a bakmadan, copy-paste yapmadan yazamıyorum. Inter sevdalıların heyecanını anlamak mümkün ama daha 10.haftada şampiyonluk telafuz etmek doğru değil gibi. En azından Inter'in sezona bu kadar iyi başlamasının nedeni baskıdan uzak durmasıydı. Şimdi ise şampiyonluk nağmeleri, baskıyı kuracak. Eğer, ülkenin 49 maç yenilmeyen takımı yeniyorsanız, beklentiler de artacaktır.
En azından ilk sıraya yükseldiği haftayı beklemek lazım.
Torino'da Seri Sonu ( Juventus : 1 - 3 : Inter )
15 Mayıs 2011'de Parma'ya 1-0 mağlup olduktan sonra oynadığı 49 maçta yenilgi yüzü görmeyen ve 32 galibiyet, 17 beraberlik elde eden son şampiyon Juventus, dün gece kendi sahasında maçın henüz başında bu sezon, hemen hemen her hafta olduğu gibi bir kez daha hakem hatasıyla öne geçmesine rağmen Inter'e 3-1 mağlup olmaktan kurtulamadı.
Sneijder, Coutinho, Stankovic, Chivu, Jonathan ve Joel Obi'den yoksun olarak 3-4-3 düzeni ile sahaya çıkan Inter, sakatlıktan sonra formasına kavuşan Vidal'ın maçın başında ofsayttan attığı golle 1-0 mağlup duruma düşmesine rağmen ikinci yarıdaki 45 dakikaya 3 gol sığdırarak hem puan farkını 1'e indirdi hem de siyah beyazlıların 49 maçlık yenilmezlik serisine son verdi.
30 Ocak 2008'den beri Juventus deplasmanında kazanamayan Inter, bu şansızlığını dün akşam 2 gol birden atarak ligdeki gol sayısını 7'ye yükselten Diego Milito'nun büyük katkısı ile kırdı. Inter forması altında 143. maçında 71. golünü atan Diego Milito gençleşmeye çalışan Inter'de Javier Zanetti ve Cambiasso ile birlikte tecrübesi ve hırsını takım arkadaşlarına en iyi şekilde aktaran oyunculardan.
36 yaşındaki Andrea Stramaccioni, Inter'deki ilk 20 maçında elde ettiği 14. galibiyeti ile Jose Mourinho'yu yakalamış durumda. Portekizli teknik adam da Inter'de görev yaptığı ilk 20 maçta 14 galibiyet elde etmişti.
(Diego Milito'dan 3 tane attık daha atalım mı pozu - fotoğraf Yiğit YILMAZ'dan)
Sustu
Gönderen
kutay
zaman:
14:09
31 Ekim 2012 Çarşamba
Etiketler:
as roma,
eric lamela,
osvaldo
0
Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
Sezona çok iyi başladı Osvaldo. Oynadığı bütün maçlarda gol atmıştı. Aralarında Inter ve Juventus da vardı. Bu hafta sustu. Onun yerine Lamela 2 tane attı, yetmedi. 2-0'dan 3-2 oldu maç, iç sahada eksik Udinese'ye yenildiler.
Osvaldo geçen sezonu da iyi bitirmişti. 90 dakika sahada kaldığı son 5 maçın 4 tanesinde golü vardı. Geçen sezonu 12 golle tamamladı, bu sezon şimdiden 5'i gördü.
Garip bir tarzı ve istatistiği var. Sanki fenomen olacakmış gibi geliyor. Bütün maçlarda gol atabilmek nedir? Atamadığı maçta takımının yenilmesi. Derbilerde ve büyük maçlarda gol atabilmek. Bir taraftarın kafasındaki forvet tipi. Attığı goller genelde - hatta sayılmayan golleri bile - jeneriklik oluyor. Uzun saçları, Arjantin doğumlu olması, geçmişinde Fiorentina bulunması ister istemen Batistuta'yı akıllara getiriyor.
Bu arada ilk paragraf da Lamela demişken: ilk defa Serie A'da bir maçta 2 gol birden attı. Maçı kısa süre içinde 2-0'a getirdi ama yenilen taraf onun takımı oldu. Aynı gece eski takımı River, Boca ile derbiye çıktı. Son oynanan River-Boca maçında, hatta River'ın küme düştüğü Belgrano maçlarında takımdaydı. İşte Lamela 2-0'den 3-2'yi yaşadığı dakikalarda, River 2-0 üstünlüğü koruyamadı, derbi 2-2 sona erdi. Onun için berbat bir gece olmuştur.
Juventus: Cadılar Bayramınız Kutlu Olsun
Gönderen
firat selcuk
zaman:
20:36
30 Ekim 2012 Salı
Etiketler:
fotoğraf,
Futbol,
Futbolcular,
Juventus,
Serie A,
Teknik Direktörler
0
Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
Yazıyı kendi bloguma koymuştum ama esas olması gereken yere koymayı unuttum. (Gerçi bu sırayla haftada 1 kere hatırlasak her gün yazı çıkarırız ama tembelliğimize doymadık, doyamadık) Neyse, aynı yazıyı ve görselleri buradan da sunayım hemen:
Juventus'tan Cadılar Bayramı için harika bir kutlama gelmiş. Oyuncuları birer birer efsane film karakterlerine dönüştürmüşler. En hayran kaldığımı ilk sıraya koydum: Andrea "The Joker" Pirlo.
Diğerlerinin ise hangi oyuncular olup hangi karakterlere dönüştüklerini dosya isminden görebilirsiniz. Direkt yazmıyorum ki isteyenler ilk bakışta futbolcuları ve karakterleri kendileri bulmaya çalışsınlar.
Lazio London Firm
Gönderen
kutay
zaman:
10:43
23 Ekim 2012 Salı
Etiketler:
Lazio
0
Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
Lazio'nun çocukları, 1 ay önce Tottenham deplasmanı için geldikleri Londra'da. Londra'yı esir almışlar. Niz blogu boşladığımız için, anca şimdi koyuyoruz.
İngilizler, turist gibi izliyor. Fotoğraf ve video çekiyor. Londra'nın ortasında Avanti Ragazzi'yi söyleyip Nazi selamı verdiklerine acaba Londra ahalisi ne düşündü.
Videonun sonunda da (9.30) Ankaragücü'ne selam mı var acaba)?
Videonun sonunda da (9.30) Ankaragücü'ne selam mı var acaba)?
Bulundukları yerin akustiği de güzelmiş. Bir de önlerindeki cama vurma imkanı olunca tadından yenmez olmuştur. Pankartlar da enteresan, Any Given Sunday, Galatasaray'ın Konsantrasyon'u gibi birşey herhalde.
Totti, Meazza'yı Geçti
Gönderen
kutay
zaman:
10:14
22 Ekim 2012 Pazartesi
Etiketler:
as roma,
Totti
0
Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
İtalya futbolunun efsane isimlerinden biri olan, adı stadyumlara verilen Giuseppe Meazza, futbolservelerin büyük kısmı tarafından sevilmeyen, antipatik efsane Francesco Totti'ye geçildi.
Serie A'da tüm zamanların en golcü isimleri sıralamasında, Meazza 3.sırada bulunuyordu. Totti, bu hafta sonu Genoa'ya attığı golle Meazza'yı geride bıraktı. Meazza 367 maçta 216 gol atmıştı. Futbol kariyerinin bir kısmı İkinci Dünya Savaşı'na denk gelen Meazza, bu müthiş ortalamaya rağmen 508 maçlık Totti'nin gerisinde kaldı.
Totti'nin önündeki ilk isim ise, daha müthiş bir gol ortalamasına sahip. Milan'ın efsanelerinden İsveçli Gunnar Nordahl. 10 sene oynadığı Serie A'da, 291 maça çıktı, 225 gole imza attı. Totti'nin önünde atması gereken 9 gol daha var. Roma'nın bu sezon 8 maçta 18 gol attığını (maç başına 2'den fazla) Totti'nin 7 maçta 2 gol attığını düşünürsek, bu rakama ulaşması imkansız gibi gözükmüyor. Üstelik Totti, forma giydiği bütün maçlara ilk 11'de başlayarak Zeman'ın güvenini arkasına aldı. O forma sıkıntısı çekmiyor, takım gol sıkıntısı çekmiyor. Nordahl, bu sezon Serie A golcüleri listesinde 3'e düşebilir.
Totti'nin ilk sırada yer alan ismi ise geçmesi çok zor. 1940 ve 50'li yıllarda, Lazio ve Juventus gibi takımlarda oynayan ve 537 maçta 274 gol atan Silvio Piola'nın rekorunun kırılması biraz zor. Totti'nin 5-6 sene daha oynaması gerekiyor ki bu da zaten hayal ürünü olur.
Aktif futbolcular arasında Totti'den sonra en çok gol atan isim ise Antonio Di Natale. Di Natale, iki gol daha atarsa 157 gole ulaşacak ve Roberto Mancini, Flippo İnzaghi, Luigi Riva gibi isimleri geride bırakıp16.sıraya yerleşecek. Gilardino'nun ise 151 golü var.
TOTTİ'NİN GOLÜ
Inter - Milan Geçiş Hattı
Gönderen
Nerazzurri
zaman:
22:52
27 Ağustos 2012 Pazartesi
Etiketler:
ac milan,
inter,
Serie A,
Transferler
0
Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
Sampdoria'da birlikte oynayan Pazzini ile Cassano şimdi birbiri için yem oldu ve takasta kullanıldılar. İlk bakışta karlı olan taraf Inter olarak görünüyor ama futbol işte çok belli olmadığı için seviyoruz zaten. Transferin üstünden biraz zaman geçmiş olsa da Inter - Milan hattında gel gitler yaşayan efsaneleri unutmak olmazdı.
1975 : Nevio Scala
1978 - 1991 : Aldo Serena, Giancarlo Pasinato
2000 : Taribo West
2001 : Christian Brochhi, Cyril Domoraud, Maurizio Ganz,
Andres Guglielminpietro, Andrea Pirlo
2002 : Dario Simic, Clarence Seedorf
2003 : Thomas Helveg
2004 : Hernan Jorge Crespo
2005 : Christian Vieri
2007 : Ronaldo
2011 : Zlatan Ibrahimovic
Öncelikle belirtmek gerekir ki aralarında direkt geçiş yapmayan iki isim var : Ronaldo ve Ibra.
Apayrı parantez açılması gereken isimler ise Aldo Serena ve Giancarlo Pasinato. Aldo Serena herhalde dünyanın kafası en karışık futbolcusuydu. 1978-1979 sezonunda Inter forması giyen ama tutunamayan Serena, 19818-1982 sezonunda Inter'e geri döndükten sonra 1982-1983 sezonunda ise Milan'a geçiş yapıyor ama içi yine rahat etmemiş olacak ki 1983-1984 sezonunda Inter'e 3. kez geliyor. Belki uslanmıştır diye düşünüyorsunuz şu an ama ertesi sezonu Torino'da geçiren İtalyan oyuncu bu sefer de o şehri karıştırıp bir sonraki sezon Juventus forması giyiyor. Malesef iş bununla da bitmiyor ... 1987 - 1991 yılları arasında 4 sezon boyunca 4. kez geldiği Inter'de kalan Aldo Serena futbolu Milan forması altında bırakıyor :)
Giancarlo Pasinato ise Aldo Serena'nın yanında adeta bir melek. 1978 - 1982 yılları arasında Inter forması giyen İtalyan oyuncunun aklına şeytan giriyor ve sadece 1 sene Milan forması giyip Inter'e geri dönüyor.
Hernan Jorge Crespo ise Inter'den sonra 5 sene formasını giydiği Chelsea'den İtalya'ya kiralık olarak döndüğü ilk sene Milan, ertesi sezon Inter forması giyen isimlerden.
Hiç şüphesiz Inter cephesinde en çok yara bırakan geçişler, 2001 yılında Andrea Pirlo ve 2002 yılında Clarence Seedorf ile yaşanmıştır.
(Unuttuklarımız olduysa şimdiden affola.)
1975 : Nevio Scala
1978 - 1991 : Aldo Serena, Giancarlo Pasinato
2000 : Taribo West
2001 : Christian Brochhi, Cyril Domoraud, Maurizio Ganz,
Andres Guglielminpietro, Andrea Pirlo
2002 : Dario Simic, Clarence Seedorf
2003 : Thomas Helveg
2004 : Hernan Jorge Crespo
2005 : Christian Vieri
2007 : Ronaldo
2011 : Zlatan Ibrahimovic
Öncelikle belirtmek gerekir ki aralarında direkt geçiş yapmayan iki isim var : Ronaldo ve Ibra.
Apayrı parantez açılması gereken isimler ise Aldo Serena ve Giancarlo Pasinato. Aldo Serena herhalde dünyanın kafası en karışık futbolcusuydu. 1978-1979 sezonunda Inter forması giyen ama tutunamayan Serena, 19818-1982 sezonunda Inter'e geri döndükten sonra 1982-1983 sezonunda ise Milan'a geçiş yapıyor ama içi yine rahat etmemiş olacak ki 1983-1984 sezonunda Inter'e 3. kez geliyor. Belki uslanmıştır diye düşünüyorsunuz şu an ama ertesi sezonu Torino'da geçiren İtalyan oyuncu bu sefer de o şehri karıştırıp bir sonraki sezon Juventus forması giyiyor. Malesef iş bununla da bitmiyor ... 1987 - 1991 yılları arasında 4 sezon boyunca 4. kez geldiği Inter'de kalan Aldo Serena futbolu Milan forması altında bırakıyor :)
Giancarlo Pasinato ise Aldo Serena'nın yanında adeta bir melek. 1978 - 1982 yılları arasında Inter forması giyen İtalyan oyuncunun aklına şeytan giriyor ve sadece 1 sene Milan forması giyip Inter'e geri dönüyor.
Hernan Jorge Crespo ise Inter'den sonra 5 sene formasını giydiği Chelsea'den İtalya'ya kiralık olarak döndüğü ilk sene Milan, ertesi sezon Inter forması giyen isimlerden.
Hiç şüphesiz Inter cephesinde en çok yara bırakan geçişler, 2001 yılında Andrea Pirlo ve 2002 yılında Clarence Seedorf ile yaşanmıştır.
(Unuttuklarımız olduysa şimdiden affola.)
Takas
Komik değil mi? 2010-2011 sezonunun başında fırtına gibi esen Sampdoria (tamam fırtına iddialı oldu ama fena değildi) devre arasında iki oyuncusunu da Milano'ya yolladı. Cassano, Milan'a, Pazzini Inter'e gitti.
İkisi de iyi başladı. Özellikle Pazzini'nin ilk maçları çok iyidi ama sezon sonu gülen Cassano oldu. Şampiyonluk ona geldi. Belki Pazzini de gülmüştür ama ağlayan birileri varsa onlar kesinlikle Sampdoria taraftarlarıydı. İyi başlayan sezon, iki yıldızın kaybından sonra kabusa dönüştü. 18.sıraya gerilemenin sonu, küme düşme demekti.
Araan bir sene geçti. Cassano hastalandı, neredeyse ölümlerden döndü ama sonunda Avrupa Şampiyonası finalinde oynadı. Benim çok beğendiğim Pazzini ise kadroya alınmadı. Inter'de kötü bir sezon geçirmişti. Ve tam o sırada küme düşen Sampdoria, iki maç sonunda Varese'yi geçerek ait olduğu yere geri döndü.
İş bununla da bitmedi ve takas gerçekleşti. Artık Cassano Inter'de, Pazzini Milan'da oynayacak. Zlatan, Thiago, yaşlanıp gidenlerden Nesta, Inzaghi, Seedorf.... Milan'da kim kaldı? İtalya'nın "feda" diyeni Milan, Pazzini sayesinde zirveye oynar mı? Pazzini'yi çok beğeniyorum ve başarılı olacağını düşünüyorum. Cassano'nun ise beklenenin altında kalacağına inanıyorum. Milan'da olsaydı daha iyidi sanki. Yani takasta karlı gözüken pek yok gibi.
Sampdoria'nın ilk maçı ise Milan'a karşı, San Siro'da oynayacak. Bir zamanlar Cassano ile Pazzini'yi feda eden ile bu yaz takımın yıldızlarını göndermek zorunda kalan arasında... 1.5 senede ne kadar çok şey değişti.
Cassano
Gönderen
kutay
zaman:
14:31
15 Temmuz 2012 Pazar
Etiketler:
Azzurri,
cassano
0
Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
Hiçbir zaman sevdiğim futbolculardan biri olmadı. Sevmiyorum da değil. İlgim kısıtlıydı. Yetenekli falan ama hep bir şeyler eksikti. Eksik kalınca hayranlık oluşmadı.
Bu turnuvada ise en az Pirlo kadar iyidi ve hayranlıkla izledim. Güzel de bir hikayesi vardı. Kışın yaşadığı sorundan sonra, futboldan nerdeyse kopacakken Euro 2012 finali oynadı. Fakat İtalyan olmasından mı yoksa geçmişi sabıkalı ve arızalı olmasından mı pek ilgi görmedi. Barcelona'nın sol beki Abidal geri dönünce, çok daha fazla gündem olmuştu.
Üstelik bu kadar iyi oynadığı bir turnuvada, UEFA tarafından en iyi 23 oyuncu listesine dahil edilmedi. Büyük ayıp.
30 yaşında, Allah kuvvet verirse Brezilya'da da kadroda olacaktır. Yolu açık olsun. Balotelli'nin iki gol attığı Almanya maçındaki futbolu ve ilk goldeki asisti unutulmayacak.
Gönüllerin Şampiyonu
2010 rezaletinden sonra, sadece 2 sene sonra, genç ve isimsiz sayılabilecek bir kadroyla, Bologna'da, Palermo'da oynayan futbolcularla ve yanlarında Buffon - Pirlo ile, yine bir şike-bahis skandalından sonra, İspanya'nın yer aldığı gruptan çıkarak, İngiltere ve Almanya'yı yenerek finale çıkan, 20 gün önce hakkında "gruptan çıkamaz" denilen bu güzel takım.
2014'te önü açık, umut vaad eden kadro. Başkumandan Prandelli'nin güzel ve unutulmayacak takımı...
1980'de Torino'da
Gönderen
kutay
zaman:
14:36
23 Haziran 2012 Cumartesi
0
Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
İtalya ile İngiltere, Avrupa Şampiyonaları'nda en son 1980'de karşılaştı. Hatta bu karşılaşma, bu platformdaki tek mücadele oldu. 32 senedir iki takım Avrupa Şampiyonası'nda birbirlerine rakip olamıyordu.
1980'de oynanan maç, grup maçıydı. Grubun diğer iki takımı İspanya ve Belçika'ydı. Grubun ilk maçlarında İtalya ile İspanya ve Belçika ile İngiltere yenişemedi. Bu da grubun daha ilk maçlardan karışmasına neden oldu. O zamanki statü gereği iki grup vardı ve grup birincileri doğrudan finale çıkarken, ikinciler, üçünclük maçı oynayacaktı.
O nedenle ikinci maçların önemi iyice arttı. Turnuvanın ev sahibi olan İtalya, İngiltere'yi Torino'da konuk etti. Kaybeden turnuvaya veda etmeye çok yaklaşacaktı. 2 sene sonra dünya kupasını kazanacak olan İtalya, kadro olarak İngiltere'den daha üstün gözüküyordu. Ama maç normal olarak zor geçti. Tek gol geldi, 79'da Tardelli attı. Juventus'un çocuğu kendi şehrinde attığı golle avantajı sağladı.
Son maçta İtalya, Belçika ile berabere kalınca, finali gol farkıyla Belçika oynadı. Gruplarda 4 puan toplayan Belçika 5 gol atmıştı rakiplerine. İtalya ise 4 puanı sadece 1 gol atarak kazanabildi ve 3.lük maçına kaldı.
O günden sonra da bir daha İtalya ile İngiltere birbirlerine Avrupa Şampiyonası'nda rakip olmadı.
http://www.uefa.com/uefaeuro/season=1980/matches/round=200/match=3581/index.html
İngiltere > Fransa
İrlanda karşısına daha çıkmadan altını çizmiştik, 90 dakika sonunda da haklı çıktığımı düşünüyorum. İyi işleyen, her geçen dakika daha da iyiye giden 3-5-2'den vazgeçmek büyük riskti. Bunun faturasını İrlanda henüz maçın başında kesebilirdi ama beceremedi. Kornerlerden bulunan iki gol yanıltmasın bundan önceki 180 dakikada bulunanın onda birini bile üretemedi Gök Mavililer.
Di Natale'ye saygım sonsuz. Ama unutmamak lazım, Di Natale küçük takım büyük golcüsü hem de kocaman golcüsü. Prandelli'nin de bunu fark etmesi gerekli. İtalya, İspanya karşısında küçük takım rolünü oynadığında veya bundan sonrasında o kılığa bürünürse ilk tercih yine Di Natale olabilir, olmalıdır da. Dünkü gibi gibi kazanmaya mecbur olduğun maçlarda ise tahtaya önce Balotelli yazılır, yazılmalıdır da. (Tahtada zaten Buffon&Pirlo'nun isimleri hiç silinmemiş olmalı)
Geçmişin hesabını sorduktan sonra önümüze çevirelim yüzümüzü, hesap kitap işlerinin en keyiflisini yaparak rakip seçelim.
Devre arasında Parmamaniac (Emre Özcan) ile kısa bir değerlendirme yaptık, o İngiltere'yi istedi, benim tercihim ise Fransa.
Peki neden Fransa?
Fransa'yı İspanya'nın bir gömlek altı olarak görüyorum, kurulan benzer yapı ile aynı yolda ilerleme çabasındalar. Gruplarda da bunu açıkça ortaya koydular. İngiltere ise dengesiz takım ve her maçta yeni bir sürpriz çıkartıyor. Hücum hattında Welbeck, Chamberlain, Young, Walcott ve son olarak da yeteri kadar acıkmış bir Rooney var. (Uğur Ozan yazıyı okuyorsan tamam Gerrard da var = )
Vasat İrlanda ileri hattının dikine gidişlerinin ne kadar gerginlik yarattığını düşünürsek az önce saydığım forvetler korkutucu olabilir, tekrarlamak lazım Chiellini de buradan sonra aramızda olmayabilir.
İtalya'nın en kuvvetli olduğu yer orta saha, eğer daha ileriye gidecekse önündeki maçları burada üstünlüğü ele alıp kazanacak. Fransa'nın da oyununun merkezi orta saha olduğundan savaşın yeri belli. Diğer yandan İngiltere'nin planı bir yolunu bulup arkaya sarkmak, merkezde pek vakit kaybetmiyorlar.
Uzun lafın kısası gözümün önündekini arkamdakine tercih ederim. Biraz ağır oldu ama durum bu. Sürprizi sevmem, bildiğim ile oynamayı seçerim. Her ne kadar gelecek takımı biz belirleyemeyeceğiz, belki de tüm bunların aksine adını bile anmadığımız Ukrayna çıkacak yolumuza.
Neden Prandelli
Gönderen
atigol
zaman:
21:26
18 Haziran 2012 Pazartesi
0
Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
Genelde maçtan önce değil de her şey olduktan sonra yazmak adettendir. Ben riski alıp maç başlamadan önce yazacağım, artık hayırlısı.
Köprüyü geçerken at değiştirmek uzun yolda belki fayda getirebilir ama futbolda bunun hayrının pek görüldüğüne şahit olmadım. Prandelli'nin bugün 3-5-2'den 4-3-1-2'ye geçmesini de bu yüzden onaylamıyorum. Oyuncularla yaşayan, futbolu bizden daha iyi bilen o olabilir ama kafamdaki soru işaretleri maç saati yaklaştıkça artıyor.
İspanya ve Hırvatistan karşılaşmalarında bildiğimiz dirençli ve agresif İrlanda'yı görememiz Prandelli'yi yanılgıya uğratmamıştır umarım. (Son basın toplantısında benim bildiğim İrlanda bu değil diyerek bunu gösterdi Prandelli)
Neyse İtalya'ya dönelim. İspanya maçında yaklaşık 65-70 dakika (bazen topun olamasa da) oyunun hakimi olan Gök Mavililer, bunu bir hatadan golü yedikleri Hırvatistan karşılaşmasında da tekrarladı. Gol pozisyonuna girmekte de zorlanmadı, değerlendirmekte eksik kaldı. Sekiz günde oynanan iki maçta beklentinin üzerinde verim almışken (Ki oynadıkça daha iyiye gittikleri kesin) neden bu değişim, neden bu taşlarla oynama ve NEDEN Balotelli kenarda...
En büyük soru işareti ise Di Natale-Balotelli değişiminde ardından da Montolivo yerine Motta'nın başlamasında. Orta sahaya Motta'nın kattığını De Rossi'nin savunmanın önüne kayması ile 3-5-2'de de sağlayabilirdi oysa İtalya. Balotelli de her ne kadar golü bulamamış olsa da topu iyi saklaması ile çok sayıda duran top (Pirlo'nun bunları bir şekilde gole çevireceğini düşünüyor burada yazar) getirebilirdi takıma.
Sorular, sorular işte. Ben sordum okumasa da Prandelli sahada cevapları verecektir. Umarım haklı olan o yanılan ben olurum.
Vurduğumuz gol olsun!!!
Maça Saatler Kala
Hırvatistan maçındaki oynanan futbol umut vericiydi. Ama yine Hırvatlar'ı yenmek mümkün olmadı. Turnuvanın en iyi İtalyan'ı olabilecek Chiellini, öyle bir hata yaptı ki iş kağıt üzerinde zora girdi. İşin son maça kalması daha da güzel oldu.
İtalya sever böyle durumları. Eğer şampiyonluk gelecekse gruptan son maçla çıkmak gerekir. Rahat çıkılan grubun sonu final görmeden elenmek.
Tek korku; İspanya ile Hırvatistan kendilerine yetecek skor için aralarında anlaşır mı? Böyle muhabbetleri sevmem ama yaşanmış bir İsveç-Danimarka maçı var.
Önümüzde garanti olarak görülen bir İrlanda maçı var. Trapottini'nin İtalyanlığı'na yapılan vurgular maçı daha zor kılıyor. Türkiye'den alışığız, maç öncesi "zaten yatış" de, devamında puan kaybı olsun.
Turnuvada henüz galibiyet alamayan İtalya, oynadığı futbolla bu gruptan çıkar. Sıkıntı yok, stres olsun. Gerkirse 82'de gelsin galibiyet golü. Yan taraftan da İngiltere gelsin.
Özür
Gönderen
kutay
zaman:
18:10
11 Haziran 2012 Pazartesi
0
Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
Kadro açıklandığında, Pazzini ve Matri evde kalıp Di Natale kadroya alınınca biraz sövmüştüm. Di Natale eskisi gibi değil dedim, yanıldım. İlk maçında golünü attı. Oyuna girdikten kısa bir süre sonra. Son Avrupa Şampiyonu İspanya'ya, dünyanın en iyi kalecilerinden Casillas'a. Böyle devam...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)































