Totti, Meazza'yı Geçti

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız



İtalya futbolunun efsane isimlerinden biri olan, adı stadyumlara verilen Giuseppe Meazza, futbolservelerin büyük kısmı tarafından sevilmeyen, antipatik efsane Francesco Totti'ye geçildi.

Serie A'da tüm zamanların en golcü isimleri sıralamasında, Meazza 3.sırada bulunuyordu. Totti, bu hafta sonu Genoa'ya attığı golle Meazza'yı geride bıraktı. Meazza 367 maçta 216 gol atmıştı. Futbol kariyerinin bir kısmı İkinci Dünya Savaşı'na denk gelen Meazza, bu müthiş ortalamaya rağmen 508 maçlık Totti'nin gerisinde kaldı.

Totti'nin önündeki ilk isim ise, daha müthiş bir gol ortalamasına sahip. Milan'ın efsanelerinden İsveçli Gunnar Nordahl. 10 sene oynadığı Serie A'da, 291 maça çıktı, 225 gole imza attı. Totti'nin önünde atması gereken 9 gol daha var. Roma'nın bu sezon 8 maçta 18 gol attığını (maç başına 2'den fazla) Totti'nin 7 maçta 2 gol attığını düşünürsek, bu rakama ulaşması imkansız gibi gözükmüyor. Üstelik Totti, forma giydiği bütün maçlara ilk 11'de başlayarak Zeman'ın güvenini arkasına aldı. O forma sıkıntısı çekmiyor, takım gol sıkıntısı çekmiyor. Nordahl, bu sezon Serie A golcüleri listesinde 3'e düşebilir.

Totti'nin ilk sırada yer alan ismi ise geçmesi çok zor. 1940 ve 50'li yıllarda, Lazio ve Juventus gibi takımlarda oynayan ve 537 maçta 274 gol atan Silvio Piola'nın rekorunun kırılması biraz zor. Totti'nin 5-6 sene daha oynaması gerekiyor ki bu da zaten hayal ürünü olur.

Aktif futbolcular arasında Totti'den sonra en çok gol atan isim ise Antonio Di Natale. Di Natale, iki gol daha atarsa 157 gole ulaşacak ve Roberto Mancini, Flippo İnzaghi, Luigi Riva gibi isimleri geride bırakıp16.sıraya yerleşecek. Gilardino'nun ise 151 golü var.


TOTTİ'NİN GOLÜ



 

Inter - Milan Geçiş Hattı

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız
Sampdoria'da birlikte oynayan Pazzini ile Cassano şimdi birbiri için yem oldu ve takasta kullanıldılar. İlk bakışta karlı olan taraf Inter olarak görünüyor ama futbol işte çok belli olmadığı için seviyoruz zaten. Transferin üstünden biraz zaman geçmiş olsa da Inter - Milan hattında gel gitler yaşayan efsaneleri unutmak olmazdı.

1975 : Nevio Scala

1978 - 1991 : Aldo Serena, Giancarlo Pasinato

2000 : Taribo West

2001 : Christian Brochhi, Cyril Domoraud, Maurizio Ganz,
Andres Guglielminpietro, Andrea Pirlo

2002 : Dario Simic, Clarence Seedorf

2003 : Thomas Helveg

2004 : Hernan Jorge Crespo

2005 : Christian Vieri

2007 : Ronaldo

2011 : Zlatan Ibrahimovic

Öncelikle belirtmek gerekir ki aralarında direkt geçiş yapmayan iki isim var : Ronaldo ve Ibra.

Apayrı parantez açılması gereken isimler ise Aldo Serena ve Giancarlo Pasinato. Aldo Serena herhalde dünyanın kafası en karışık futbolcusuydu. 1978-1979 sezonunda Inter forması giyen ama tutunamayan Serena, 19818-1982 sezonunda Inter'e geri döndükten sonra 1982-1983 sezonunda ise Milan'a geçiş yapıyor ama içi yine rahat etmemiş olacak ki 1983-1984 sezonunda Inter'e 3. kez geliyor. Belki uslanmıştır diye düşünüyorsunuz şu an ama ertesi sezonu Torino'da geçiren İtalyan oyuncu bu sefer de o şehri karıştırıp bir sonraki sezon Juventus forması giyiyor. Malesef iş bununla da bitmiyor ... 1987 - 1991 yılları arasında 4 sezon boyunca 4. kez geldiği Inter'de kalan Aldo Serena futbolu Milan forması altında bırakıyor :)

Giancarlo Pasinato ise Aldo Serena'nın yanında adeta bir melek. 1978 - 1982 yılları arasında Inter forması giyen İtalyan oyuncunun aklına şeytan giriyor ve sadece 1 sene Milan forması giyip Inter'e geri dönüyor.

Hernan Jorge Crespo ise Inter'den sonra 5 sene formasını giydiği Chelsea'den İtalya'ya kiralık olarak döndüğü ilk sene Milan, ertesi sezon Inter forması giyen isimlerden.

Hiç şüphesiz Inter cephesinde en çok yara bırakan geçişler, 2001 yılında Andrea Pirlo ve 2002 yılında Clarence Seedorf ile yaşanmıştır.

(Unuttuklarımız olduysa şimdiden affola.)

Takas

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız


Komik değil mi? 2010-2011 sezonunun başında fırtına gibi esen Sampdoria (tamam fırtına iddialı oldu ama fena değildi) devre arasında iki oyuncusunu da Milano'ya yolladı. Cassano, Milan'a, Pazzini Inter'e gitti. 

İkisi de iyi başladı. Özellikle Pazzini'nin ilk maçları çok iyidi ama sezon sonu gülen Cassano oldu. Şampiyonluk ona geldi. Belki Pazzini de gülmüştür ama ağlayan birileri varsa onlar kesinlikle Sampdoria taraftarlarıydı. İyi başlayan sezon, iki yıldızın kaybından sonra kabusa dönüştü. 18.sıraya gerilemenin sonu, küme düşme demekti.

Araan bir sene geçti. Cassano hastalandı, neredeyse ölümlerden döndü ama sonunda Avrupa Şampiyonası finalinde oynadı. Benim çok beğendiğim Pazzini ise kadroya alınmadı. Inter'de kötü bir sezon geçirmişti. Ve tam o sırada küme düşen Sampdoria, iki maç sonunda Varese'yi geçerek ait olduğu yere geri döndü.

İş bununla da bitmedi ve takas gerçekleşti. Artık Cassano Inter'de, Pazzini Milan'da oynayacak. Zlatan, Thiago, yaşlanıp gidenlerden Nesta, Inzaghi, Seedorf.... Milan'da kim kaldı? İtalya'nın "feda" diyeni Milan, Pazzini sayesinde zirveye oynar mı? Pazzini'yi çok beğeniyorum ve başarılı olacağını düşünüyorum. Cassano'nun ise beklenenin altında kalacağına inanıyorum. Milan'da olsaydı daha iyidi sanki. Yani takasta karlı gözüken pek yok gibi. 

Sampdoria'nın ilk maçı ise Milan'a karşı, San Siro'da oynayacak. Bir zamanlar Cassano ile Pazzini'yi feda eden ile bu yaz takımın yıldızlarını göndermek zorunda kalan arasında... 1.5 senede ne kadar çok şey değişti.

Cassano

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız


Hiçbir zaman sevdiğim futbolculardan biri olmadı. Sevmiyorum da değil. İlgim kısıtlıydı. Yetenekli falan ama hep bir şeyler eksikti. Eksik kalınca hayranlık oluşmadı.

Bu turnuvada ise en az Pirlo kadar iyidi ve hayranlıkla izledim. Güzel de bir hikayesi vardı. Kışın yaşadığı sorundan sonra, futboldan nerdeyse kopacakken Euro 2012 finali oynadı. Fakat İtalyan olmasından mı yoksa geçmişi sabıkalı ve arızalı olmasından mı pek ilgi görmedi. Barcelona'nın sol beki Abidal geri dönünce, çok daha fazla gündem olmuştu.

Üstelik bu kadar iyi oynadığı bir turnuvada, UEFA tarafından en iyi 23 oyuncu listesine dahil edilmedi. Büyük ayıp.

30 yaşında, Allah kuvvet verirse Brezilya'da da kadroda olacaktır. Yolu açık olsun. Balotelli'nin iki gol attığı Almanya maçındaki futbolu ve ilk goldeki asisti unutulmayacak.

Gönüllerin Şampiyonu

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız


2010 rezaletinden sonra, sadece 2 sene sonra, genç ve isimsiz sayılabilecek bir kadroyla, Bologna'da, Palermo'da oynayan futbolcularla ve yanlarında Buffon - Pirlo ile, yine bir şike-bahis skandalından sonra, İspanya'nın yer aldığı gruptan çıkarak, İngiltere ve Almanya'yı yenerek finale çıkan, 20 gün önce hakkında "gruptan çıkamaz" denilen bu güzel takım. 

2014'te önü açık, umut vaad eden kadro. Başkumandan Prandelli'nin güzel ve unutulmayacak takımı...

1980'de Torino'da

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız


İtalya ile İngiltere, Avrupa Şampiyonaları'nda en son 1980'de karşılaştı. Hatta bu karşılaşma, bu platformdaki tek mücadele oldu. 32 senedir iki takım Avrupa Şampiyonası'nda birbirlerine rakip olamıyordu.

1980'de oynanan maç, grup maçıydı. Grubun diğer iki takımı İspanya ve Belçika'ydı. Grubun ilk maçlarında İtalya ile İspanya ve Belçika ile İngiltere yenişemedi. Bu da grubun daha ilk maçlardan karışmasına neden oldu. O zamanki statü gereği iki grup vardı ve grup birincileri doğrudan finale çıkarken, ikinciler, üçünclük maçı oynayacaktı.

O nedenle ikinci maçların önemi iyice arttı. Turnuvanın ev sahibi olan İtalya, İngiltere'yi Torino'da konuk etti.  Kaybeden turnuvaya veda etmeye çok yaklaşacaktı. 2 sene sonra dünya kupasını kazanacak olan İtalya, kadro olarak İngiltere'den daha üstün gözüküyordu. Ama maç normal olarak zor geçti. Tek gol geldi, 79'da Tardelli attı. Juventus'un çocuğu kendi şehrinde attığı golle avantajı sağladı. 

Son maçta İtalya, Belçika ile berabere kalınca, finali gol farkıyla Belçika oynadı. Gruplarda 4 puan toplayan Belçika 5 gol atmıştı rakiplerine. İtalya ise 4 puanı sadece 1 gol atarak kazanabildi ve 3.lük maçına kaldı. 

O günden sonra da bir daha İtalya ile İngiltere birbirlerine Avrupa Şampiyonası'nda rakip olmadı.


http://www.uefa.com/uefaeuro/season=1980/matches/round=200/match=3581/index.html

İngiltere > Fransa

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız

Maç öncesinde yazdıktan sonra saklanmak olmaz. Dün İtalya bir şekilde kazandı ve diğer maçtan kötü haber gelmeyince vizeyi aldı. Özellikle ikinci yarıda epey de zorlanırken Chiellini'nin sakatlığı ile yara daha aldı, fakat yolun sonuna ulaşabildi. 

İrlanda karşısına daha çıkmadan altını çizmiştik, 90 dakika sonunda da haklı çıktığımı düşünüyorum. İyi işleyen, her geçen dakika daha da iyiye giden 3-5-2'den vazgeçmek büyük riskti. Bunun faturasını İrlanda henüz maçın başında kesebilirdi ama beceremedi. Kornerlerden bulunan iki gol yanıltmasın bundan önceki 180 dakikada bulunanın onda birini bile üretemedi Gök Mavililer.


Di Natale'ye saygım sonsuz. Ama unutmamak lazım, Di Natale küçük takım büyük golcüsü hem de kocaman golcüsü. Prandelli'nin de bunu fark etmesi gerekli. İtalya, İspanya karşısında küçük takım rolünü oynadığında veya bundan sonrasında o kılığa bürünürse ilk tercih yine Di Natale olabilir, olmalıdır da. Dünkü gibi gibi kazanmaya mecbur olduğun maçlarda ise tahtaya önce Balotelli yazılır, yazılmalıdır da. (Tahtada zaten Buffon&Pirlo'nun isimleri hiç silinmemiş olmalı)


Geçmişin hesabını sorduktan sonra önümüze çevirelim yüzümüzü, hesap kitap işlerinin en keyiflisini yaparak rakip seçelim.

Devre arasında Parmamaniac (Emre Özcan) ile kısa bir değerlendirme yaptık, o İngiltere'yi istedi, benim tercihim ise Fransa.

Peki neden Fransa?
Fransa'yı İspanya'nın bir gömlek altı olarak görüyorum, kurulan benzer yapı ile aynı yolda ilerleme çabasındalar. Gruplarda da bunu açıkça ortaya koydular. İngiltere ise dengesiz takım ve her maçta yeni bir sürpriz çıkartıyor. Hücum hattında Welbeck, Chamberlain, Young, Walcott ve son olarak da yeteri kadar acıkmış bir Rooney var. (Uğur Ozan yazıyı okuyorsan tamam Gerrard da var = )

Vasat İrlanda ileri hattının dikine gidişlerinin ne kadar gerginlik yarattığını düşünürsek az önce saydığım forvetler korkutucu olabilir, tekrarlamak lazım Chiellini de buradan sonra aramızda olmayabilir.

İtalya'nın en kuvvetli olduğu yer orta saha, eğer daha ileriye gidecekse önündeki maçları burada üstünlüğü ele alıp kazanacak. Fransa'nın da oyununun merkezi orta saha olduğundan savaşın yeri belli. Diğer yandan İngiltere'nin planı bir yolunu bulup arkaya sarkmak, merkezde pek vakit kaybetmiyorlar.

Uzun lafın kısası gözümün önündekini arkamdakine tercih ederim. Biraz ağır oldu ama durum bu. Sürprizi sevmem, bildiğim ile oynamayı seçerim. Her ne kadar gelecek takımı biz belirleyemeyeceğiz, belki de tüm bunların aksine adını bile anmadığımız Ukrayna çıkacak yolumuza.

Buradan sonra da aslında fark etmez, takımların arasında uçurum olmayan bu Avrupa Şampiyonası'ndan her türlü sonuç çıkabilir artık. İzleyelim, görelim...

Neden Prandelli

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız



Genelde maçtan önce değil de her şey olduktan sonra yazmak adettendir. Ben riski alıp maç başlamadan önce yazacağım, artık hayırlısı.

Köprüyü geçerken at değiştirmek uzun yolda belki fayda getirebilir ama futbolda bunun hayrının pek görüldüğüne şahit olmadım. Prandelli'nin bugün 3-5-2'den 4-3-1-2'ye geçmesini de bu yüzden onaylamıyorum. Oyuncularla yaşayan, futbolu bizden daha iyi bilen o olabilir ama kafamdaki soru işaretleri maç saati yaklaştıkça artıyor.

İspanya ve Hırvatistan karşılaşmalarında bildiğimiz dirençli ve agresif İrlanda'yı görememiz Prandelli'yi yanılgıya uğratmamıştır umarım. (Son basın toplantısında benim bildiğim İrlanda bu değil diyerek bunu gösterdi Prandelli)

Neyse İtalya'ya dönelim. İspanya maçında yaklaşık 65-70 dakika (bazen topun olamasa da) oyunun hakimi olan Gök Mavililer, bunu bir hatadan golü yedikleri Hırvatistan karşılaşmasında da tekrarladı. Gol pozisyonuna girmekte de zorlanmadı, değerlendirmekte eksik kaldı. Sekiz günde oynanan iki maçta beklentinin üzerinde verim almışken (Ki oynadıkça daha iyiye gittikleri kesin) neden bu değişim, neden bu taşlarla oynama ve NEDEN Balotelli kenarda...

En büyük soru işareti ise Di Natale-Balotelli değişiminde ardından da Montolivo yerine Motta'nın başlamasında. Orta sahaya Motta'nın kattığını De Rossi'nin savunmanın önüne kayması ile 3-5-2'de de sağlayabilirdi oysa İtalya. Balotelli de her ne kadar golü bulamamış olsa da topu iyi saklaması ile çok sayıda duran top (Pirlo'nun bunları bir şekilde gole çevireceğini düşünüyor burada yazar) getirebilirdi takıma.

Sorular, sorular işte. Ben sordum okumasa da Prandelli sahada cevapları verecektir. Umarım haklı olan o yanılan ben olurum.

Vurduğumuz gol olsun!!!

Maça Saatler Kala

1 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız



Hırvatistan maçındaki oynanan futbol umut vericiydi. Ama yine Hırvatlar'ı yenmek mümkün olmadı. Turnuvanın en iyi İtalyan'ı olabilecek Chiellini, öyle bir hata yaptı ki iş kağıt üzerinde zora girdi. İşin son maça kalması daha da güzel oldu.

İtalya sever böyle durumları. Eğer şampiyonluk gelecekse gruptan son maçla çıkmak gerekir. Rahat çıkılan grubun sonu final görmeden elenmek. 

Tek korku; İspanya ile Hırvatistan kendilerine yetecek skor için aralarında anlaşır mı? Böyle muhabbetleri sevmem ama yaşanmış bir İsveç-Danimarka maçı var. 

Önümüzde garanti olarak görülen bir İrlanda maçı var. Trapottini'nin İtalyanlığı'na yapılan vurgular maçı daha zor kılıyor. Türkiye'den alışığız, maç öncesi "zaten yatış" de, devamında puan kaybı olsun.

Turnuvada henüz galibiyet alamayan İtalya, oynadığı futbolla bu gruptan çıkar. Sıkıntı yok, stres olsun. Gerkirse 82'de gelsin galibiyet golü. Yan taraftan da İngiltere gelsin.

Özür

0 Yorum var / Yorumlamak için buraya tıklayınız


Kadro açıklandığında, Pazzini ve Matri evde kalıp Di Natale kadroya alınınca biraz sövmüştüm. Di Natale eskisi gibi değil dedim, yanıldım. İlk maçında golünü attı. Oyuna girdikten kısa bir süre sonra. Son Avrupa Şampiyonu İspanya'ya, dünyanın en iyi kalecilerinden Casillas'a. Böyle devam...
Copyright © AZZURRI - Blogger Theme by BloggerThemes